Setif katliamı

  Hitler faşizmine direnmeyi çok da  beceremeyen ve işgalcilerle bir anlamda işbirliği yapan Fransa, 8 Mayıs 1945’te kendisine müttefikleri tarafından armağan edilen büyük ‘zaferi’ kutlamaya hazırlanırken, Cezayir’in Setif kentinde, çok farklı olaylar yaşanıyordu.  Sabahın ilk saatlerinden itibaren caminin önünde coşkulu bir kalabalık birikmeye başlamıştı.

 

 

 

Cezayir Türküsü

Ya Allah
Ya Allah derim ki
Titrerim
Kara sesimden
Ya Allah.

Ya su
Akar da aydınlığın uzak anılarımdan
Şırıldar yüreğimde ünlü korsanların dalgaları.
Yüce sultanların kılıçları parlar yüzümde
Ya su, anlıyor musun?

Burası Cezayir, ya çöl,
Develerin binlerce yıl taşıdığı, atalardan,
Sevgi,
Us,
Kişiliğim ya çıngırak.

Yıldızlar kötü olacakların üçgenlerinde
Yok etmiş üç yönü.
Yedi yönü var etmiş mutsuz kisiliğinde yıldızlar,
Ama uyukluyorum işte
Ya dönence, ağlamak dururken.

Ya hurma, tadın yok gayrı,
Nice saklasan yalnızlığı
Koyu yeşilliğini büyütsen nice,
Yitmiş güzelliğimiz
Ya hurma, elim ayağım acı.

Nasıl haykırıyor çiğnenmiş kumlar, duyuyor musun?
Ya ana kalk
Ya kadın yürü
Ya oğul koş
Bir anlamın gereken kurtuluşuna.

Kurt iskeletlerince çirkindirler şimdi,
Ölülerim vurulmuşlar alınlarından,
Düşmüşler Akdenize doğru.
Özgürlükleri kalmamış artık
Al benim ölülerimi, ya gece.

Ya toprak ko beni gideyim gideyim,
Varmışların ardına öcül öcül.
Ve küçücük ve eski ve yırtık bayraklar arasından,
Ya gök
Al beni.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

1962 yılında Abou Dar El Gaffari adını alacak olan caminin ve tren garının yer aldığı Langar mahallesinde, saat sekizde üç bin kişiye ulaşan kalabalık bulunduğu alana sığmamaya başladı. Bir süre sonra kalabalık kortej oluşturdu, en önde ayyıldızlı Cezayir bayrağı, ardından da ‘Yaşasın özgür ve bağımsız Cezayir’ yazılı pankartının arkasından, ‘Messali’ye özgürlük!’, ‘Kahrolsun sömürgecilik’, ‘siyasi tutsaklara özgürlük’,  ‘yaşasın halkların kurtuluşu’ sloganlarıyla diğerleri geliyordu.

 

Gösteriyi örgütleyenler barışçıl bir eylemde ısrar ettikleri için katılımcıların elindeki sopa, bıçak ve av tüfeklerini özellikle toplamışlardı. Toplantıyı düzenleyenlerden biri olan Lakhtar Taarabit’in tanıklığına göre, bu kıpırdanma gecikmeden polisin ilgisini çekmeyi başardı. Yürüyüşe katılanların niyetini anlayabilmek için Setif Hükümet Komiseri , on polisiyle birlikte saat 08:15’te olay yerine gitti. 18 Mayıs 1945 tarihli 5240 numaralı rapora göre sayıları yedi ila sekiz bine ulaşan ‘yerlilerin’ bir araya gelmesi karşısında paniğe kapılan Komiser, Vali Yardımcısı Butterlin’e hemen bilgi verdi. Gösterinin başlamasından birkaç dakika önce, üç siyasal önder, Mahmut Genifi, Abdülkadir Yalla ve Hoseyn Tuabti, Fransız Hükümeti temsilcisi tarafından acilen huzura çağrıldı. Kalabalığın yanına dönmeden önce üç militan ciddi tehditlerle yüklü sert bir sorgulamaya tabi tutuldu: “Fransa’nın Cezayir üzerindeki hükümranlığını hedef alacak hiçbir harekete izin verilmeyecektir”.

 

Saat 08:30’da, oluşan kortejin önünde El Hayat grubunun genç taraftarları, hemen peşinde ise ellerinde şehitler anıtına bırakacakları çiçekleriyle birlikte Bella Sliman ve Sait kardeşler bulunuyordu. Komiser Valère tarafından, Fransa’nın hükümranlığını ‘hedef alan’, ayyıldızla süslü kırmızı beyaz ve yeşil renklerinden oluşan bayrak ve pankartların varlığı konusunda bilgilendirilen Vali Yardımcısı, hemen muhatabına bu pankartları ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırmasını emretti. Polis komiseri ona göstericilerin oldukça kalabalık olduğunu ve çatışma çıkma tehlikesinin bulunduğunu söyledi. Butterlin ‘Çatışmaysa çatışma’ dedi. Harfiyen uygulanan emri çoğunluğu çocuk ve kadın, binlerce kişinin ölümüne neden olacaktır.

 

Yüksek sesle ve olanca güçleriyle “Hayou Ifriquia ya ibad” marşını söyleyen göstericiler sorunsuz olarak yolun yarısına kadar ulaşmayı başardı. Katliam, kitle eski Fransız kahvehanesi dolaylarına geldiğinde başladı. Ulusal amblemin varlığı, Setif’in seyyar polis komiserini çok rahatsız etti ve yaptığı hamleyle öncelikle bayrağı ele geçirmeye çalıştı. Amacına ulaşamayınca bayrağı tutan genç Saal Buzid’den, ilk kez sömürgecilerin burnuna kadar sokulan Cezayir bayrağını indirmesini istedi. Daha yirmi üç yaşını henüz doldurmamış olan genç, bu emre boyun eğmedi. Polis memuru, 8 Mayıs 1945 şehitlerinin birincisi olacak genç Buzid’i alnına dayadığı tabancayla oracıkta öldürdü. Patlayan bu mermiyle birlikte şehitler anıtına çiçek bırakmak üzere yola çıkmış bulunan kalabalığı hedef alan korkunç bir kurşunlama başladı. Bu andan itibaren işgalciler Arap avına başladılar ve 9 Mayıs tarihinde bölgede sıkıyönetim ilan edildi. Yerliler gizlendikleri evlerin içinden bile el bombalarıyla kovalandılar.

 

8 Mayıs akşamı saat yediye doğru, Konstantin Valisi, bölgenin bölük komutanı General Duval ile birlikte Setif’e geldiler. Yeni direniş girişimlerini güçle bastırmak için hemen yeni emirler verildi. Asıl ‘sorumluların’ hemen yakalanması emredildi ve ardından tutuklama furyası başladı. Devlet güvenliği, adli polis, jandarma ve ordu eşzamanlı olarak bu operasyonları yürüttüler. İnfaz, işkence ve binlerce Cezayir vatandaşının hiçbir zaman bulunamayacak şekilde kaybedileceği gözaltıları General Duval bizzat kendisi yönetti.

 

Aylarca süren baskı ve sindirme harekatından ve katilamlardan El Urisya, Eyn Abassa, Beni Aziz, Eyn El Kebira, Dehamşa, Amuşa, Muaua, Serd el Gul, Babors, Kerrata, El Eulma, Eyn Azel ve diğer yerleşimler de fazlasıyla nasibini aldı. Valinin ‘sonuna kadar gidebilirsiniz, ben sizi korurum’ teminatıyla birlikte halka karşı zırhlı araçlar ve toplar kullanıldı.

 

Sömürgeci gücün temsilcisi, dönemin tanıklarına göre bu barbar katliam harekatının baş sorumlusudur. Bu felaket sırasında Fransız güçleri haftalar boyunca Setif’in sokaklarını, ara sokaklarını ve yüksek yaylalarının geniş çayırlarını bir kan denizine dönüştürdüler. Jandarma teğmeni Petit Gars, Komiser Olivieri ve Komiser Tort, ve ‘suçluları’ infaz timleri oluşturan Sivil Savunmanın iki subayı Mangeon ve Rossi, Fransa’nın savunması uğruna en değerli evlatlarını feda eden bu ulusa karşı işlenen insanlık dışı suçlarda çok büyük sorumluluk üstlenmişlerdir. Kanlı harekatın en etkin olduğu dönemde, 16 Mayıs 1945’te askerlerinin çoğunluğu Cezayirli olan 7 nci Piyade Alayı Alger limanına daha yeni varıyordu. Alsace cephesinde mevcudunun yarısını kaybettikten sonra, ailelerine kavuşma umudu içerisindeki hayatta kalabilen az sayıda asker, köylerinin yerle bir edildiğini, kadınlarının, çocuklarının ve akrabalarının Nazizme karşı yan yana savaştıkları Fransız birliklerince katledildiğini üzülerek öğreneceklerdi. Silahsız ve korunmasız bir halk, topyekun hâlde milisler ve lejyon birlikleri tarafından katledilmişti.

 

Beni Aziz’de Fransızlar ‘şüphelileri’ yirmi kişilik gruplar hâlinde infaz etmişlerdi. Kurşuna dizmeden önce herhangi bir yargılamada bulunmadan ‘ölüme mahkum olanlar’ katliamda kendilerinden önce ölenleri gömmek için toplu mezarları kazmak zorunda bırakıldılar. Gece gündüz yüzlerce yurttaş sömürgeciler tarafından infaz edilip Sidi-Said mezarlığındaki toplu mezara gömüldüler. Aralarında biraz daha şanslı olanlar, Ain Sefra, El Asnam (Şlef) ya da Tunus’taki Tatauin toplama kampına sürgüne gönderildiler. Baskı harekatının vahşiliğine karşın, Cezayir’de yerleşik bulunan Avrupalılar, sömürgecilerden kendilerini savunmak için daha çok silah talebinde bulundular.

 

Bu arada Cezayirlilerin akan kanı, direnişi daha da körükledi. Belirgin bir silah üstünlüğüne sahip olan sömürgeci yönetim insanlığa karşı korkunç suçlar işleyerek kısa sürede bu ayaklanmayı bastırmasını bildi. Eyn El Kebira’da bir sömürgeci kadın Smara ismindeki bir Cezayirliyi öldürdü, sonra etini küçük parçalara bölüp köpeğine yedirdi. Eyn Abassa’dan Segeir Belunis’e ölünceye kadar işkence yapıldı. İşi bittikten sonra, cesedi parçalara ayrıldı ve çılgına dönmüş işkencecileri tarafından ayaklar altında çiğnendi. Amardcia Lahsen ve Buzid kardeşlere de aynı işkenceler yapıldı. Riah ailesi evinde canlı canlı ateşe verildi. Jandarma, deştiği karnından çıkardığı bağırsakları elinde tutarken, El Eulma’dan Zaabub’a işkence etmeye devam ediyordu.

 

Verilen bu örnekler, savunmasız bir halka karşı yapılan eziyetin sadece küçük bir bölümünü anlatmaktadır. Altmış yıl sonra bile tüm yönleriyle açığa çıkarılamamış bu soykırım 45 binden çok kişinin ölümüne neden olmuştur.

 

Fransa’nın, sömürgecilik döneminde Cezayir’de ve diğer sömürgelerinde uyguladığı insanlık dışı işkencelerle, kıyımlarla tam anlamıyla hesaplaştığını söylemek yanlış olur. ‘Kabul etme’ler, ‘özür’ler, ‘pardon, bir daha yapamayacağım’lar olumlu bir adım olmakla birlikte, iliğine kadar kanı emilen ulusların hâlâ kendine gelemeyecek ölçüde toplumsal yapısının alt üst oluşunu düzeltmeye yetmeyecektir. Cezayir'in Makam Es Şehitin arka tarafındaki bağımsızlık müzesinde gördüğüm, Serkadji hapishanesinde sömürge döneminde yoğun olarak kullanılan Fransız malı giyotin ve işkence aleti manyeto, bu hesaplaşmada kuru sözlerden çok daha fazlasının gerektiğini gösteriyor. Polinezya'da olduğu gibi Sahra Çölü'nde de yerel halka bilgi vermeden gizlilik içerisinde gerçekleştirilen nükleer denemeler de dahil olmak soykırımlarla birlikte Afrika'nın bakir ve zengin toprakları üzerindeki  tüm sömürgeci tahribatın gecikmeden tazmin edilmesi zorunludur.

 

Sadece Fransızlar değil, bugünkü sermaye birikimleri, zenginlikleri zamanında vahşice soydukları, talan ettikleri, soyup soğana çevirdikleri sömürgelere borçlu olan tüm emperyalist devletlerin, er ya da geç geçmiş günahlarının bir şekilde hesabını vermeleri gerekir.     

 

 

      

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest