Gazze'yi yok etme planı
Türkiye olarak bizim de büyük coşkuyla içinde yer aldığımız Trump'ın « Barış Konseyi » Filistin'in geleceği için gerçekte ne anlama geliyor?
22 Ocak'ta İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda Jared Kushner, Gazze'nin geleceği için bir « master plan » sundu. Kushner'in slayt gösterisinde, sahil şeridinde gökdelenlerin, 180 kuleli yeni bir turizm bölgesinin, bir havaalanının, bir limanın ve sanayi bölgelerinin parlak görüntüleri yer alıyordu. Aşamalı bir yeniden inşa programı, « New Refah » ve « New Gaza »yi modern metropollere dönüştürmeyi vaat ediyordu.
Kushner,« Orta Doğu'da bu tür şehirler üç yılda inşa ediliyor » dedi. « Bu tamamen mümkün ».
Kushner, Gazze'nin GSYİH'sının 2035 yılına kadar 10 milyar doları aşacağını, yarım milyondan fazla istihdam yaratılacağını ve kamu hizmetleri ve altyapıya özel yatırımın en az 25 milyar dolara ulaşacağını iddia etti. Sadece Yeni Refah'ta 100.000'den fazla konut, 200 eğitim merkezi, 180 kültürel, dini ve mesleki kurum ve 75 sağlık tesisi yer alacak.
Bu master plan, Başkan Donald Trump'ın « Barış Konseyi » kapsamında sunuldu. Projenin önceki sürümünde, daha geniş bir hedef olan « Gazze Rivierası »nın bir parçası olarak, kıyı şeridinin açıklarında lüks otel kompleksleri barındıran yapay adaların inşası öngörülmüştü. Yapay zeka kullanılarak oluşturulan görsellerde, gökdelenler, on yıllarca süren abluka ve savaşın altyapısıyı harabeye çevirdiği kıyı şeridine yüksekten bakan bir gösterim sunuluyordu.
Davos sunumunda, savaşın harap ettiği Gazze'deki Filistinliler için su, elektrik ve kanalizasyon gibi temel hizmetlerden yalnızca kısaca söz edilmesi dikkat çekicidir.
Kushner'in sunumunda Filistinlilerden « silahsızlandırılma ilkeleri » kapsamında söz edildi ve bu sürecin « uluslararası denetim altında, Filistinliler tarafından yürütüleceği » iddia edildi. Filistin halkı bu öngörülerin geliştirilmesi sürecine ne dahil edildi, ne de onlara bu konuda danışıldı. Nerede yaşayacakları, buraya nasıl nakledilecekleri ve burada yeniden nasıl bir yaşam biçimini inşa edebilecekleri ile ilgili neredeyse her karar, onların görüşleri alınmadan verildi. Kushner « özel sektör tarafında ise inanılmaz yatırım fırsatları ortaya çıkacak » diye ekledi.
Gazze'deki gerçek durum, bu hayallerden çok farklı. Master Plan, bölgeyi kirleten binlerce ton patlamamış mühimmatın imhasını ve Gazze'nin uzun vadeli yeniden yapılanmasına başlamadan önce temizlenmesi gereken BM’nin tahminlerine göre 61 milyon tonluk enkazı ele almıyor.
Gazze'deki binaların yaklaşık %80'i yıkılmış veya hasar görmüş durumda, bu da nüfusun büyük bir bölümünün derme çatma çadırlarda yaşamasına neden oluyor. Bölgenin içme suyu kirlenmiş ve tarım sektörü neredeyse tamamen yok olmuş durumda.
Uzuv kaybı yaşayan ve protez ve rehabilitasyona ihtiyaç duyan, kalıcı işitme kaybı çeken, ağır yanık vakası olan ve Gazze dışında uzmanlaşmış bakıma ihtiyaç duyan ancak bölgeden ayrılamayan binlerce insan bulunuyor.
Gazze'deki medya ve iletişim sorumlusu Nur El Sakka, « Barış Konseyi »nin önerilerini uzaktan takip etti. Bölgede tanıdığı hemen hemen herkes için de aynı durum geçerli. Eşek arabaları (yakıt kıtlığı nedeniyle temel ulaşım aracı), sebze tezgahları ve yerle bir edilmiş hektarlarca toprağa yayılmış bir şekilde her yere dağılmış bulunan kamplarda bundan söz ediliyor.
Ekim ayında ateşkesin yürürlüğe girmesinden yedi ay sonra, şiddet gündelik yaşamın bir gerçeği olmaya devam ediyor. El Sakka, « günde yaklaşık yüz ölümden günde sadece birkaç ölüme düştük, ki bu da kabul edilebilir sayılıyor » diyor. İnsansız hava araçları hâlâ ayakta kalabilmiş olan binaları tehdit ediyor. Savaş gemileri aniden ve uyarıda bulunmadan kıyıya doğru ilerliyor.
26 yaşındaki El Sakka, işi gereği hastaneler ve mülteci kampları arasında gidip geliyor. Evleri yıkıldığından beri yedi aile üyesiyle birlikte kiraladıkları bir dairede yaşıyor. Nisan ayında, işe giderken yürüdüğü sokak bombalandı. «Asla güvende değilsiniz, bu tamamen bir şans meselesi » diyor.
İnsani yardım konvoylarının neredeyse her gün girişine izin veriliyor, ancak bu konvoyların halkın temel ihtiyaçlarını karşılamak için son derece yetersiz olduğu bir gerçek.
Örneğin, iki yıllık yakıt kıtlığı sırasında ana elektrik kaynağı olan güneş panelleri için gerekli akülerin Gazze Şeridi'ne girişi yasaklandı. El Sakka bana mevcut akülerin ömrünün bitmiş olduğunu ve piyasada bulunsa dahi akülertin aşırı pahalı olduklarını açıkladı.
Kronik hastalıklar için gerekli olan ilaçlarda ciddi sıkıntı yaşanıyor. İnşaat malzemeleri, su ve kanalizasyon donanımlarının girişi engelleniyor. Bana, kışın bir sağanak yağmur sırasında çöken bir mülteci kampından söz etti; kanalizasyon sisteminin büyük ölçüde tahrip olması nedeniyle burada tek bir banyo bile bulunmuyordu. El Sakka, Gazze'de şu anda inşa edilen tek şeyin daha çok çadır olduğunu söyledi.
Gazzelileri endişelendiren haritadaki yapay adalar değil, insanların yaşayabileceği alanları belirleyen fiziksel bir barikat olan « Sarı Hat ». Bu hat, Gazze Şeridi'nden batıya doğru istikrarlı bir şekilde ilerleyerek Gazzelileri deniz ve çöl tampon bölgesi arasında giderek daralan bir şeride itiyor.
Gazze topraklarının %60'ından fazlası şu anda Filistinlilerin erişimine kapatılmış durumda.
El Sakka'nın bakış açısına göre, Barış Konseyi'nin önerilerinin Gazze'de yaşamı yeniden kurmayı amaçlamadığı açık. Aksine bunlar, öncelikle Amerikan, İsrail ve Körfez ülkelerinin çıkarlarına hizmet ediyorlar. « Bugün tek konuştuğumuz şey yakıt, petrol ve malların fiyatı, çünkü insanların hayatta kalması gerekiyor ».
Bu master plan ne kadar tuhaf ve gerçeklikten kopuk görünse de, daha şimdiden yeniden yapılanma önceliklerini belirlemek için bir ölçüt olarak bağışçı ülkelere ve yatırımcılara sunuluyor. Ancak bu, birçok kişinin bu master planın veya « Gazze Rivierası »nın önümüzdeki yıllarda, hatta on yıllarda sihirli bir şekilde gerçekleşeceğine inandığı anlamına gelmiyor. Nitekim Financial Times Mayıs ayı başlarında Filistin Yönetimi'nin resmi fonunun tükendiğini bildirmişti.
Aksine, Gazze Konseyi'nin siyasi ve ekonomik vizyonu, yapay zeka tarafından üretilen seraplarla birlikte, Gazze ekonomisinin ancak boğucu ve denetlenebilir çerçeveler içinde var olabileceği Master Plan'a sessizce dahil edilmiş durumda. Halkın haklardan, korumalardan veya özerklikten yararlanacağına dair yalnızca belli belirsiz bir öneri var.
Gazze, tasavvur edildiği şekliyle, Batı Şeria'da uzun zamandır süregelen yerleşik bir modelin izinde, düşük ücretler ve sefil bir yaşam için çalışan esir bir halk ve Büyük İsrail'in çevresel bir uzantısı olacaktır.
Harvard Orta Doğu Çalışmaları Merkezi'nde araştırma görevlisi olan Sara Roy'a, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in kalkınma planlarıyla neyi başarmayı umduklarını sordum. « Gazze'deki Filistin varlığını ortadan kaldırmak, Gazze'yi direniş merkezi olarak ortadan kaldırmak ve Gazze'nin anahtar olduğu tüm Filistin siyasi projesini tümüyle sona erdirmek söz konusu » diye yanıtladı.
Son birkaç aydır, Barış Konseyi içindeki güç yapısını ve kararların nasıl alındığını anlamak için Amerikalı yetkililer, hukuk uzmanları ve siyasi analistlerle görüştüm. Açıkça belli oldu ki, sıfırdan oluşturulmuş, bu türden çok taraflı bir örgüt daha önce hiç var olmamıştı.
Barış Konseyi birkaç oluşum etrafında yapılandırılmıştır. Üye devletler ve Kushner, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Dünya Bankası Grubu Başkanı Ajay Banga, eski İngiliz Başbakanı Tony Blair, Trump yönetiminin Ortadoğu özel temsilcisi Steve Witkoff, yatırım ve sermaye devi Marc Rowan, görevden ayrılan kıdemli ulusal güvenlik danışmanı Robert Gabriel Jr., emlak avukatı Martin Edelman ve Beyaz Saray Genel Sekreteri Susie Wiles'tan oluşan bir yürütme kurulu bulunmaktadır.
Ardından, Mısır, Türkiye, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden temsilcilerin yer aldığı Gazze için bir yürütme komitesi var. Son olarak, Filistinli teknokrat bir organ olan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi var. Başında Başkan Donald Trump bulunuyor.
Birkaç yönetim altında görev yapmış eski ABD Ortadoğu barış özel elçisi Dennis Ross, bana gönderdiği bir elektronik postada, « tüm güç başkanın elinde, dedi ». İnsan hakları alanında uzman avukat ve Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'nda kıdemli araştırmacı olan Zaha Hassan ise bana şunları söyledi: « Barış Konseyi'nde alınan ve Konsey tarafından alınan hemen hemen her kararda, finansman, fon tahsisi ve hesaplardaki isimler de dahil olmak üzere, gücü elinde tutan üye devletler değil, başkandır ».
Amerika Birleşik Devletleri, normalde ABD'nin uluslararası kurumlara katılımı için Kongre onayını gerektiren bir federal yasayı devreye sokan Trump tarafından imzalanan bir başkanlık kararnamesiyle Konseye katıldı.
Konseyin tüzüğü, bir antlaşma olarak uygulanmak üzere Senato tarafından onaylanmadı ve Kongre, ABD'nin Konsey'e katılımını destekleyen herhangi bir yasa çıkarmadı. Bir kuruluş olarak Konseyin, ABD veya uluslararası alanda herhangi bir kurumla kalıcı bir ilişkisi bulunmamaktadır, zira BM Güvenlik Konseyi'nin onayın süresi gelecek yılın sonunda sona erecektir.
Diğer üyelerle birlikte Konsey'de yer alan Amerika Birleşik Devletleri'nin etkisi azdır. Hassan, « bu, başkanın kişisel bir projesi gibi görünüyor » dedi. Trump'ın Konsey başkanlığıyla ilgili bir görev geçerlilik süresi maddesi veya yetkilerini bir halefine devretme mekanizması bulunmamaktadır ve kendisi de bunu yapmaya dair herhangi bir niyet belirtmemiştir. Görev süresinin sonunda görevden ayrılması durumunda, muhtemelen başkanlıktan ayrıldıktan sonra bile Konsey başkanlığını sürdürecektir.
Bir sonraki yönetim, fonları yeniden tahsis etme, Konseyi temelden yeniden yapılandırma veya halihazırda devam eden projeleri iptal etme konusunda uygulanabilir bir yönteme sahip olmayacaktır. Trump, görevden ayrıldıktan sonra bile, modern Orta Doğu'daki en önemli yeniden şekillendirme operasyonlarından birinin denetimini elinde tutabilir.
Konseyin tüzüğünde « Gazze » sözcüğü bir kez bile anılmıyor. Konseyin kendi kendine yüklediği misyonu, çok daha geniş bir amacın parçasıdır: nerede olursa olsun çatışmadan etkilenen veya tehdit altında olan bölgelerde istikrarı teşvik etmek, yönetimi yeniden tesis etmek ve barışı sağlamak. Gazze Konseyi'nin ilk misyonu sadece Gazze gibi görünüyor.
Kendi mantığına göre, şu anda Orta Doğu'yu alt üst eden üç faal askeri cephe (Gazze, Lübnan ve İran), eğer bu savaşlar Konsey üyesi iki ülke, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından yürütülmüyor olsaydı, Konsey tarafından çözülmesi gereken savaş alanları olacaktı. Trump'ın küresel hakimiyeti, Gazze'nin yıkıntıları üzerinde kurulan ve BM gibi etkisiz kurumlarda barındırılan uluslararası hukuku baltalayan yeni düzen için mükemmel bir düzenlemedir.
Barış Konseyi, bir zamanlar felaketi sömürüden ayıran normların aşınmasının en büyük simgesidir.
Henüz belirsiz bir aşamada olan master plandaki ekonomik önerileri ele alalım. İsrail sınırı boyunca sanayi bölgelerinin kurulması, Filistinlilerin İsrail'e bağımlılığını daha da artıracaktır. Yerel üretim, İsrail’in elektrik şebekelerine ve tedarik zincirlerine bağlanacak ki bu da kısa vadede maliyetleri düşürmekle birlikte uzun vadede ekonomik bağımsızlık olasılığını ortadan kaldıracaktır.
Master Plan esasen, ağırlıklı olarak yabancı spekülatif yatırımların (turistik bölgeler, açıklardaki adalar, bağışçıların desteklediği mega projeler) işgücünü sağlayan ancak değerin yalnızca küçük bir kısmını yakalayan kısıtlı bir yerel ekonomiyle birlikte var olduğu ikiye bölünmüş bir sistemi öngörmektedir.
Büyüme rakamları kağıt üzerinde artabilir, ancak halkın geneline yayılan bir refaha dönüşmeyecektir. Bu anlamda, plan hiçbir şekilde kendi kendine yeten bir yerel ekonomi kurmayı hedeflememektedir.
Bu model, Filistinli işgücünün İsrail ekonomisine entegre olduğu ve özerklik olmadan gelir ürettiği Batı Şeria'da uzun zamandır mevcuttur.
Barış Konseyi sözcüsü, kendisine yöneltilen sorulara yanıt olarak, inşaat planlarının hâlâ geliştirilmekte olduğunu ve ekonomik bölgelerin nihai yerlerinin « yerinde ayrıntılı bir inceleme » yapılana kadar belirlenmeyeceğini belirtti. Sözcü, enkaz, moloz ve patlamamış mühimmatın ne şekilde işleneceğiyle ilgili « ayrıntılı teknik çalışmaların » devam ettiğini de ekledi.
Bu plan, aynı şekilde Gazze'nin coğrafi ve demografik kimliğini de derinden değiştirecektir. Bir zamanlar yaklaşık 600.000 nüfusa sahip olan ve bölgenin tarihi siyasi, kültürel ve ekonomik merkezi olarak hizmet veren Gazze Şehri, yeniden yapılanma programından büyük ölçüde dışlanmıştır.
Bu plana göre, yatırımlar güney Gazze'ye, Han Yunus ve Refah'a yönlendirilmektedir. Konut, istihdam ve kamu hizmetlerinin de bunu izlemesi beklenmektedir. Barış Konseyi'nin ekonomik mantığına göre, Gazze de dahil olmak üzere kuzeyde kalmak sürdürülemez hale gelecektir; bu da bölgede İsrail askeri bölgelerinin kurulmasını zaten kolaylaştırmaktadır.
Bu köklü değişiklikler, ancak Filistin kamuoyunun geniş kesiminin hiçbir katılımı olmaksızın mümkün olabilir. Konseyin yetkisi altında Gazze’yi yönetmeleri beklenen NCAG (National Committee for the Administration of Gaza yani Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi) üyelerinin bölgeye girmelerine henüz izin verilmedi. Komite, tamamen siyaset dışı olması gereken 15 Filistinliden oluşacak (NCAG web sitesinde bugüne kadar sadece 12 kişinin adına yer verildi).
NCAG üyeleri, lojistik ve uygulamaya yönelik diğer konuları koordine edebilirler, ancak siyasi sonuçları savunamazlar, ulusal hak iddialarında bulunamazlar, uluslararası hukuku uygulayamazlar veya siyasi bir seçmen kitlesine yönelik yönetişimsel davranışlarda bulunamazlar.
Barış Konseyi sözcüsü, Filistinlilerin yeniden yapılanma planlarından dışlandığı iddialarını reddederek, NCAG'nin « Konsey ve Yüksek Temsilcinin desteğiyle Gazze'deki yeniden yapılanmanın niteliğiyle ilgili kararlar alacağını » belirtti. Hamas da dahil olmak üzere Filistin örgütlerinin NCAG üye seçim sürecine katkıda bulunduğu bildiriliyor, ancak bu üyeler hiçbir zaman Filistinlilerin ortak kararıyla demokratik yollarla seçilmedi ve halk desteğine sahip değiller.
Yeni teknokrat komitenin bir parçası olan iki Filistinli yetkiliyle iletişime geçtim ve onlara rollerini ve geleceğe dönük yönetim projelerini sordum. İkisi de bu konuya ilişkin herhangi bir yanıt vermedi…
Ne Konsey, ne de konsey liderleri bu tür kısıtlamalara tabidir. Jeopolitik kararlar alacaklar ve bölgeyi on yıllarca şekillendirecek ekonomik ilişkiler kuracaklardır. Gazze'ye kimin girmesine izin verileceğini, orada ne inşa edileceğini, bölgenin nasıl geliştirileceğini, hangi Filistinli aktörlerin meşrulaştırılacağını ve hangilerinin meşrulaştırılmayacağını belirlemek onların yetki alanına girmektedir.
Konseyin varlığı, BM ve uluslararası alanda kabul görmüş diğer kuruluşlarla işbirliği içinde geliştirilen çatışma sonrası yeniden yapılanma sözleşmelerinden kesin bir kopuşa işaret etmektedir.
Quincy Enstitüsü'nde kıdemli araştırmacı olan Khaled Elgindy bana, « kararlar nihayetinde Amerikalılar tarafından, İsraillilerle çok, çok yakın istişare içinde alınacak » dedi.
Pentagon’un eski Ortadoğu Danışmanı ve Averos Strategies CEO'su Jasmine El-Gamal, operasyonel yetkinin büyük ölçüde, sahadaki güvenlik ve askeri ortamı denetleyen İsrail'de olacağını vurguladı. İsrail ayrıca insani yardım ve yeniden yapılanma programlarına kimin katılma hakkı kazanacağına karar verecek ve böylece kimin kalabileceğine ve kimin ayrılmaya zorlanacağına karar verecektir.
Eğer Konsey, Filistin evlerini ve mahallelerini yeniden inşa etmek yerine Gazze'yi gökdelenler ve tatil köyleri topluluğuna dönüştürmeyi amaçlıyorsa, bu projelerin inşa edileceği araziler üzerinde yasal denetime ihtiyacı olacaktır.
Bu denetim, arazi kayıtlarını ve bu arazilerin ve mülklerin Filistinlilere ait olduğunu belgeleyen kayıtları elinde bulunduran Filistin Yönetimi aracılığıyla sağlanmaktadır. Hassan bana, « yatırımcılar ve gayrimenkul geliştiricileri, Gazze'de yasal inşaat yapma haklarını elde etmek için Filistin Yönetimi'nin arazi kayıtlarına erişime ihtiyaç duyacaklar » diye açıkladı.
Hassan'a göre, mevcut öngörülere göre, Konseyin rolü yönetmek veya temsil etmek değil, Filistin topraklarının gelecekteki sakinlerine (ki bunlar Filistinli olmayabilir) devredilmesi için gerekli yasal ve mali altyapıyı sağlamaktır.
Konseyi kuran karar, NCAG'nin « cinsiyet, ırk, renk, dil, din, etnik veya sosyal köken temelinde hiçbir kişiye karşı ayrımcılık yapmayacağını » şart koşuyor. Hassan bana, bu ifadenin, 2005'ten önce Gazze'de yaşayan İsrailli ve Yahudi yerleşimcilerin geri dönüşü de dahil olmak üzere, Filistinli olmayanların Gazze'ye girişine kapı açtığını açıkladı.
Bu arada, « sarı hat », yerel halkı askeri bölge olarak belirlenen veya yaşanmaz hâle getirilen alanlardan çıkarırken, insani yardıma erişimlerini de kısıtlıyor.
Hayatta kalmak için bölgeden ayrılanlar evlerine erişim imkanlarını kaybediyor. Arazi temizlendikten sonra, bu evler terk edilmiş mülk olarak sınıflandırılma riskiyle karşı karşıya kalıyor ki bu uygulama zaten halen düzenli olarak yapılıyor. Tümüyle İsrail'in denetiminde olan ve kamuoyuna açıklanmayan seçim süreci, hangi iç göçmenlerin hangi koşullar altında geri dönebileceklerini belirliyor.
Hassan bu temel ihtiyaçlara erişimi kısıtlama, baskı veya güç kullanarak nüfusu yerinden etme, geride bıraktıkları toprakları gasp etme ve geri dönüşleri idari kıstaslarla denetleme politikasını « Gazze'nin Batı Şerialılaştırılması » olarak tanımlıyor.
Başkanın kıdemli bir ABD’li danışmanı bana ideal senaryonun özetle şu şekilde olacağını söyledi: « Hamas silahsızlandırılır, Gazze polisi kurulur, Uluslararası İstikrar Gücü bölgeye gelir ve İsrail ordusu geri çekilir ».
Birleşmiş Milletler Barış Konseyi'nin Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov, Trump yönetiminin Gazze barış planının uygulanması için 15 maddelik bir yol haritası sundu.
Mladenov, 21 Mayıs'ta BM Güvenlik Konseyi'ne verdiği bir görüntülü brifinginde, « bu, adil bir uygulama sağlamak için tasarlanmış bir aşamalandırma mekanizmasıdır » dedi. Ancak Hamas'ın bu yol haritasına karşı çıkmasının büyük bir engel oluşturmaya devam ettiğini de sözlerine ekledi. Mladenov'un planı ayrıca, paralel silahlı grupların etkin olduğu herhangi bir bölgede yeniden yapılanma fonlarının sürdürülmemesini öngörüyor.
Bir Barış Konseyi sözcüsü, ilerlemenin « yavaşladığını » ve NCAG üyelerinin « Hamas müzakerecilerinin yol haritasına bağlı kalmayı » ve silahların teslim edilmesini reddetmesi nedeniyle Gazze'ye giremediğini doğruladı.
El-Gamal bana, gerçekte temel güvenlik sorunlarını ele almak için hiçbir önlem alınmadığını ve Sarı Hat'ın yer değiştirmesi sürecinin hızlı bir şekilde devam ettiğini söyledi.
İran'daki savaş, bölgesel istikrarı sağlamaya yönelik daha geniş çabaları karmaşıklaştırdı. Körfez ülkelerinin Gazze'deki yeniden yapılanma çabalarına katılımı, çoğu zaman insani bir girişim olarak yanlış yorumlandı.
Aslında sürekli olarak gelişme halinde olan bir Orta Doğu'da siyasi nüfuz kazanmak için yeniden yapılanma vaatlerinin kullanıldığı bir anlaşma, yeniden yapılanma ekonomisi üzerinde etki kazanmayı, İbrahim Anlaşmaları'nın resmi olarak imzalanmasını gerektirmeyen İsrail ile normalleşmeyi ve Amerikan arabuluculuğu etrafında yapılandırılmış yeni bir bölgesel düzen içinde konumlanmayı amaçlayan bir pazarlık söz konusudur.
Körfez ülkeleri, Konsey'e katılmanın, siyasi, mali ve itibar açısından, onun dışında kalmaktan daha az maliyetli olacağına inanıyorlardı.
Ancak bu mantık, ABD'nin Şubat ayında sözde müttefiklerine danışmadan İran'a karşı İsrail ile ortak saldırılar düzenlemesiyle birlikte çöktü. Hassan, « eğer Ortadoğu’da istikrar görmek istediğiniz için bir milyar dolar harcamış bir Körfez ülkesiyseniz ve bugün kendi hava sahanızın güvenliğini bile sağlayamıyorsanız, Barış Konseyi hakkında ne düşünebilirsiniz ki? » dedi.
Quincy Enstitüsü’nden Elgindy ise şunları ekledi: « Washington şu anda onların güvenliklerini garanti edemiyor. Çoğu Körfez ülkesi muhtemelen Amerikan güvenlik mimarisine olan bağımlılıklarını yeniden değerlendiriyor ».
Bütün bunlar, Konseyin neden fon sağlamakta bu kadar zorlandığını açıklıyor. Körfez ülkeleri ve diğerlerinin Gazze’nin yeniden inşası için taahhüt ettiği miktarlar, 70 milyar ila 100 milyar dolar arasında değişen tahmini yeniden inşa maliyetleriyle karşılaştırıldığında son derece yetersiz kalıyor.
Elgindy’nin bana söylediği gibi, vaat edilenler « gerçekte ihtiyaç duyulanın sadece küçük bir bölümüne karşılık geliyor. Bunlar sadece taahhütlerden ibaret, somut sonuçlar değil ». Kuveyt ve Suudi Arabistan katkılarını tek seferde değil, birkaç yıl içinde yapacaklar.
Dennis Ross'un da altını çizdiği gibi, Suudiler, Hamas'ın silahsızlandırılması ve İsrail'in çekilmesi şartıyla önemli bir müdahalede bulunmayı şart koşmuş gibi görünüyor. Oysa bunların hiçbiri gerçekleşmedi.
Gazze'ye yönelik daha önceki askeri harekatlarda İsrail, yeniden inşa edilenleri defalarca yok etti. İnsan hakları konusunda uzman avukat ve Rutgers -New Brunswick Üniversitesi'nde profesör olan Noura Erekat, « İsrail hiçbir şekilde kimseye hesap vermiyor » dedi. 2008, 2012, 2014 ve 2021 harekatlarından sonra yeniden inşa edilen Refah havaalanı, liman projesi ve binlerce ev, iş yeri ve sivil altyapının kalıntıları, sonraki operasyonlarda yeniden yok edildi.
Roy, « özellikle İran'la savaştan sonra kaç ülke, Gazze'de okullar, hastaneler ve altyapı inşa etmek için milyarlarca dolar harcayacak ve bunların tekrar yok edilme riskini göze alacak? » diye soruyor.
Filistinliler, on yıllardır örgütsel ayrılıklar ve coğrafi sınırların ötesinde kendilerini temsil edebilecek birleşik bir siyasi yapı kurmak için çaba sarf ediyorlar. Gazze ve Batı Şeria'nın kurumsal olarak birbirinden ayrılması, Filistin devletine giden herhangi bir uygulanabilir yolun neden her zaman bu iki varlığın siyasi ve bölgesel bütünleşmesine bağlı olduğunu ortaya koyuyor.
Jasmine El-Gamal bana, « Filistin ve bölgesel perspektiften bakıldığında en büyük tehlike, Gazze ve Batı Şeria'nın birbirleriyle uyumlu olmayan iki ayrı yönetim organı şeklinde bölünmesidir » dedi.
Barış Konseyi'nin önerilerinin « Filistin’in parçalanmasını kurumsallaştırma » riskini taşıdığını, yani Gazze üzerindeki dış denetimi normalleştirme ve Filistin Yönetimi'ni ulusal yönetim organı olarak zayıflatma riski taşıdığını söyledi.
7 Ekim 2023'ten bu yana Hamas, hem askeri kanadında hem de siyasi bölümünde, hem yurtdışında hem de Gazze'de yönetici kadrolarının neredeyse tamamını kaybetti.
El Fetih ise yaklaşık yirmi yıldır Gazze'nin siyasi hayatının dışında kaldı. Bağımsız ve solcu gruplar sürgüne gönderildi, hapsedildi veya siyasi olarak zayıflatıldı. İşlevsel bir Filistin Yasama Konseyi yok.
Filistin Kurtuluş Örgütü'nün temsili kurumları körelmiş durumda. Batı Şeria'nın bazı bölgelerinde sınırlı bir idari denetime sahip olan Filistin Yönetimi, kendisini herhangi bir karar alma rolünden açıkça mahrum bırakan bir çerçeveyi onayladı.
Barış Konseyi, hiçbir şüpheye yer bırakmayan niyetlerle bu boşluğu dolduruyor. Elgindy, Netanyahu'nun koalisyonunun sadece Gazze halkıyla savaş halinde olmadığını savundu: « Filistin ulusu kavramının ta kendisiyle savaş halinde ».
Hassan şunları söyledi: « Barış Konseyi'nin Filistin'in yeniden yapılanmasını ve toparlanmasını sağlamada gerçekten başarılı olacağına dair bir umut olduğuna inanabilmemiz için, İsrail ve Filistinliler arasındaki ilişkilerin tarihi, topraklar ve işgal altındaki bölgeler hakkında bildiklerimizin hepsini bir kenara bırakmalıyız. Konsey bu amaçla kurulmadı »
Barış Konseyi sözcüsü, Filistin devletinin nihai hedefini paylaşmadıkları iddialarını reddederek, Filistin Yönetimi'nin BM Güvenlik Konseyi tarafından tanımlanan reformları başarıyla tamamlaması ve Gazze'nin yeniden inşasının « ilerlemesi » durumunda, « nihayetinde kendi kaderini tayin etme ve bir Filistin devletinin kurulması için güvenilir bir yol açacak koşulların oluşabileceğini » belirtti.
1980'lerin ortalarında yüksek lisans öğrencisiyken Gazze'yi ilk kez ziyaret eden ve orada İsrailli yetkililerle ilişkiler kuran Roy, Gazze'nin İsrail-Filistin çatışmasında hiçbir zaman marjinal olmadığına, Filistin siyasi direnişinin merkezi olduğu için İsrail'in Filistin devletinin kurulmasına ilişkin stratejik hesaplamalarında her zaman merkezi bir rol oynadığına ikna olmuş bir şekilde geri döndü.
On yıllar boyunca yaptığı sayısız ziyarette İsrailli yetkililerden duyduğu koşul hep aynıydı: Gazze'nin kilit bir bileşeni olacağı bir Filistin devletinin ortaya çıkmasını engellemek.
Roy'a göre yetkililer, ekonomik kalkınmanın « siyasi bir devletin temellerini atacağını » ve « asla bir devletin kurulmasına asla izin vermeyeceklerini » belirtiyorlardı.
En büyük korkularım, İran'daki savaş istikrara kavuştuğunda, Konsey siyasi bir kavramdan taşeronlar, zaman çizelgeleri, onaylı tedarikçi listeleri, izin mercileri ve güvenlik koordinasyon anlaşmalarıyla birlikte somut bir kuruma dönüştüğünde ortaya çıkacak.
Bu, fark edilmeden ve dramatik olmayan bir şekilde, herhangi bir siyasi çözümün önüne geçecek ve böylesi bir çözümü hayal etmeyi giderek zorlaştıracak yeni bir gerçeklik yaratacaktır.
Bu model, Batı Şeria'daki yerleşimci girişiminin işleyiş biçimine neredeyse tamamen benziyor: bir yol, bir su pompası, ta ki o kadar derinden yerleşmiş bir haritaya dönüşene kadar ki, onu ortadan kaldırmak, on yıllar boyunca inşa edilmiş tüm bir idari gerçekliği ortadan kaldırmayı gerektirir.
Her defasında, geleceğimizi katılımımız olmadan yönetmek üzere tasarlanmış yeni bir çerçevenin yeni bir başlangıç olduğunu söylendiğinde, Filistinliler olarak, mülksüzleştirilmiş, abluka altına alınmış, bombalanmış ve sonra tekrar mülksüzleştirilmiş halimizin bize neye mal olduğunu düşünüyorum.
Tünelin ucunda bir ışık gördüğümüzde, her seferinde bayram ettik, ancak her defasında bunun celladın mumu olduğunu anladık. Konseyin yeniden yapılanma programını memnuniyetle karşılamamız bekleniyor, ancak yeniden yapılanma, soykırımı sürdürmek üzere tasarlanmış düzenekleri sona erdirmeyecek.
Mohammed R.MHAWISH
(İnvestig’action sitesinde 13 Haziran 2026 tarihinde Mohammed R.MHAWİSH imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir https://investigaction.net/le-complot-visant-a-eliminer-gaza/ )