Skip to main content

AKÇAKESE NASIL KURTULUR ?

Karadenize dikine uzanan yalıyarların altında, sağlam kalmış kaya adacıklarının arasına serpiştirilmiş altın kesecikler gibi ak, tertemiz, pırıl pırıl kumlar. Burası Karadeniz’in Hawai’si : Akçakese.

İstanbul’un burnunun ucunda, İstanbul’a karayoluyla 60 km, Şile ilçesine ise 17 km uzaklıkta palmiyesiz bir doğal güzellik adası.

Şile-Ağva yolu üzerindeki sapaktan denize doğru yöneldikten 3 km sonra buradaki tertemiz kumsala varabilirsiniz. Kıyıya gelmeden derenin sağ tarafında kalan ağaç-şehir tatil köyü ve korkunç site yönüne sapmadan, soldan yola devam ederseniz, köy tüzel kişiliğine ait plajın girişine varırsınız. Burada “devletin tasarrufu ve hükmü altındaki kıyıya” ulaşabilmek için plaja giriş ücretini ödemeniz gerekiyor. Buna  da şükür dememiz mi gerekiyor ? Çünkü çoğu yerde, Ege’de Akdeniz’de bize, yani halka ait kıyılara varmamız, tel örgüleri, koruma köpekli, taş duvarlı engelleri aşmamız mümkün olamıyor. En güzel koylar, yarımadalar, adalar, satılmış ya da bir ömür boyunu aşan süreler için yok pahasına kiralanmış durumda. Halbuki sınıfsal konumumuz gereği fazla  kullanma alışkanlığımız olmayan, çok da beğenmediğimiz Anayasamıza ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 5 nci maddesinde ciddi ciddi Kıyılar herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır” diye yazıyor. Kanundan güçlü pek muhterem abiler, amcalar, ‘ülkeyi kurtaran kutsal yabancı yatırımcılar’, yalancı yatırımcılar, hırsızlar, müteahhit politikacılar her zaman yasanın ‘Temel İlke”sini devredışı bırakabilecek bir yol bulabiliyor.

Bir kilometre uzunluğundaki kumsalın ön tarafındaki adacıklar, Karadeniz dalgalarının o bildik ayağının altından kum çekme olayını burada olabildiğince aza indirgiyor. Ama yine de bu sabıkalı denizde çok açılmamakta yarar var. Zaten kıyının geniş bir kesimi oldukça sığ ve suyun altında da kum zemin devam ediyor. Akçakese köy yerleşimi tepede yer alıyor. Köy içinde eski, tarihi ahşap evler bulunuyor. Burada pansiyonlar bulmak olası. Denize inerken sağda tahta ağaç evlerin bulunduğu birazcık pahalı küçük bir tatil köyü bulunuyor. Bu tesisin arka tarafında ise iğrenç bir dışkı lekesi gibi yeşilliğin ortasına çöreklenen ‘uygarlık abidesi’ kocaman bir site. Hem de ne site ! F Tipi küçük bir şehir adeta... Kanalizasyonunu güzelce kumsala doğru boşaltıveriyor. Bunu ben değil buranın yerlileri, Akçakeseli kafalarını iki yana sallayarak öfkeyle köylüler söylüyorlar.

Eğer sırtınızı doğuya döndüyseniz, “önümde deniz, arkada yemyeşil bir doğa demeniz” pek mümkün olmayacak. Bunu ancak kumsalın en batısına yürüyüp daha bâkir olan son bölüme ulaştığınızda rahatça söyleyebilirsiniz. Yaz mevsim dışında, ilkbahar veya sonbaharda buraya gelirseniz ve köy tüzel kişiliğinin yetkililerini ikna ederseniz plaj tesisinin arka tarafındaki dar alanda çadır kurmanız olası.

İğneada’dan Sarp’a Karadeniz kıyısı boyunca buna benzer, altın kumsala sahip yüzlerce koyun bulunduğunu unutmamamız gerekir. Bunların büyük bölümü, yüzyılımızın en büyük garabeti olan, bir ‘büyük altyapı atılımı’ olmaktan çok, hırsız mütteahitleri ve onlarla işbirliği yapan ‘her devrin politikacılarını’ zenginleştirme projesi olan  ‘Karadeniz Sahil Yolu’nun yarattığı büyük tahribatla ortadan kalktılar. Bu yolun batıya doğru bu şekilde uzatılması kuşkusuz bu yıkımı daha da korkunç boyutlara ulaştıracaktır. Ama tahribat her taraftan yolla, yapılaşmayla geliyor. Buranın da bir an önce doğal SİT alanı ilan edilmesi gerekiyor.

Güneş, altın tozu bulunduğu rivayet edilen kumlardan pırıl pırıl geri yansıyor. Aşınıma direnip kumsalın orta yerinde, sağda solda, adaların berisinde gerisinde dimdik ayakta duran kayaların görselliği buraya ayrı bir güzellik katıyor. Kayanın duvarından, tepesinden dirençle boy vermiş ağaçlarla bitkilerin manzarası da ilginç. Kumsalın karaya doğru yaptığı dar bir uzantıyla bağlanan küçük adadaki kayalarda hafif tırmanışlar dikkatli olmak kaydıyla önerilir.

Okulların tatil olmasıyla birlikte İstanbul’un rutubetli sıcağından ve kalabalığından kaçan vatandaşlar zaman zaman kamyonlarla buraya taşındığından, olanak varsa hafta sonları gelmekten kaçınmakta yarar var.

Akçakese, sahil kasabası konumu kaybedip artık kentleşmeye yüz tutan Şile ve Ağva’nın arasında kalmış, daha fazla bozulmadan mutlaka ziyaret edilmesi gereken değişik, şirin bir bölge.  

fotoğraflar için

(http://www.meteorhaber.com/content/view/486/405/)