İstanbul'un öz kardeşi Konstantin
Ortasından geçen Rumel Irmağının yeri geldiğinde iki yüz metreye kadar ulaşan derin bir kanyonla ikiye yardığı dokuz yüz bin nüfuslu, 649 metre rakımlı kayalık bir platonun üstüne konmuş küçücük bir kent.
Cezayir’in en kalabalık üçüncü kenti Konstantin, Akdeniz ülkeleri tarihinde oynadığı önemli rolün yanında, aynı zamanda dünyanın en eski yerleşimlerinden biridir.
Numidya’nın başkenti iken eski adıyla Cirta olan kent, on yedi yüzyıldır onu 313 yılında yeniden inşa eden İmparator I.Konstantin’in adıyla anılmaktadır. Coğrafi konumu ve merkezi yönetimin yüklediği işlev nedeniyle, Setif, Batna ve Annaba gibi rakiplere karşın Cezayir’in bir anlamda Erzurum’u sayılabilecek kent, aynı zamanda “asma köprüler kenti”, “eski kayanın kenti”, “ulemaların kenti” ve “kartalların kenti” adlarıyla da anılmaktadır. Başkent’in 431 km doğusunda, deniz kıyısının 156 km içerisinde, Kuzey-Güney (Skikda-Biskra) ve Batı-Doğu (Setif-Annaba) ana yollarının kesiştiği noktada yer almaktadır.
Kenti ikiye bölen 1800 metre uzunluğundaki Rumel kanyonu başlangıçta 135 metre ve şelalelere varmadan önce geçtiği Sidi M’Cid bölümünde ise yaklaşık 200 metre derinliğe ulaşmaktadır.
Enrico Macias’ın doğduğu kentte, Mısırlıların yardımlarıyla 90’lı yıllarda inşa edilen ve İlahiyat Fakültesinin yerleşkesi içerisindeki Emir Abdülkadir Camii’nde bir Cuma vaazını dinlediğimi söylesem, beni tanıdığını sananlar muhtemelen yine koşarken düştü kafasının sağlam olan tarafını sert zemine vurdu diyecektir. Gerçi doğrudur, Allahın bu güzel gurbetinde gün ağarmadan dere tepe koşarken taşa takılıp bereketli toprağa yüzüstü çakıldım ve ayva büyüklüğündeki bir taş parçası sol üst kaburgalarımı zedeledi. Ama kentin bu en büyük camisine serbest irademle geldim ve hoş bir hava akımının sıcak havayı yumuşattığı geçiş noktasında bir kısım Cezayirli kardeşimin yaptığı gibi yere oturup sırtımı kocaman ahşap kapıya dayadım. Türkiye’deki meslektaşlarının, ders veren mürebbiye ses tonuyla, iddialı ve yer yer küfür tonuna evrilen söylem şekillerine karşın, buradaki hocanın ses tonu aynı dışarıdan içeriye doğru esen rahatlatıcı hava gibi içimi serinletti.
Arapça konuşuyordu ama gerçekten de çok iyi şeyler söylüyordu eminim. Anama küfretse ‘eyvallah’ dedirtecek yumuşak ve iç ferahlatıcı ses tonuyla dile getirdiği vaazı sonuna kadar dinledim. Cuma namazı sırasında bu ülkede yaşam dursa, insanlar çoluk çocuk akın akın ibadete koşsa da devasa caminin içerisinde fazlasıyla boşluk olduğu dikkatimi çekiyor. Ancak gerek caminin konumu, gerekse kentin her mahallesinde yeterince ibadet yeri olduğu gerçeği bu durumu fazlasıyla açıklıyor.
Milattan önce 202 yılında kurulan Cirta kenti, surları ve kayaların üzerindeki konumuyla stratejik konumundan yararlanarak Numidya’nın en önemli kentlerinden biri olmuştur. Kentin 20 km güneyinde bulunan El Khroub ilçesinin bir mahallesine, orada bulunan mezarından dolayı buraya ismini veren Massinissa döneminde Numidya’nın başkenti olmuştur.
Massinissa’nın yönetimi, elli beş yıl gibi uzun bir dönem sürmesi nedeniyle tarihte en çok anılan devirdir (M.Ö.203-148). Çevresindeki bereketli topraklar nedeniyle ülkenin buğday ambarı olan kent Massinissa döneminde genişlemiş ve Yunanlı tarihçi Strabon’un belirttiği üzere 10 000 süvari ve 20 000 piyadeden oluşan bir ordu barındırmıştır. Gsell’e göre o dönemdeki nüfusu 180 000’e yakındı. Massinissa ölünce krallık toprakları üç kardeş arasında paylaştırılır: Micipsa, Gulussa ve Mastanabal.
Cezayir Devleti, El Khroub’ta Massinissa’nın mezarının bulunduğu tepede, blok taşlardan yapılmış ve günümüzde sadece bir bölümünün ayakta olduğu anıtın çevresine aynı adla anılan bir park yapmış. Lamba kırıkları, yeşil renkli Heineken bira şişesi kırıklarına karışmış. Tökezleyip düşmemek için son zamanlarda koşmayı sürdürdüğüm bu bölgede, otuzarlık timler halinde üçlü kol halinde intikal eden köpek-çakal karışımı itleri saymazsak bu kez cam kırıkları tehlikesi beliriyor. Yerleşimlerin uzağındaki bu ‘kutsal’ mekanda yerel halk yasak olan alkol gereksinimini karşılıyor. Aynı şekilde yolunu şaşıran arabalı aşıklar buraya ‘sızıveriyor’. Bizim meraklı Türkiyeli işçilerin ilginç bakışlarını saymazsak, aslında kimse kimseyi rahatsız etmiyor gibi görünüyor. Kapıdaki bekçi, geniş otoparkta aşıklara ve bu Müslüman ülkede ‘tıksırana kadar içen’ biracılara ayrı ayrı yerler gösteriyor, hatta kimi zaman parkın içerisindeki yaya yoluna sızmayı başaran, daha sakin ortam arayışındaki cesur sürücülere sesini dahi çıkarmıyor.
VII inci yüzyılda, Ebu Al Muhacir Dinar önderliğinde Arap fetihleri gerçekleşir ve kentin denetimi Araplara geçer. Ardından Ifrikya’ya Emeviler ve Abbasiler yerleşir. Kent ve çevresi ardından Aglabit ve sonra Fatimilerin eline geçer.
X ve XI inci yüzyıllar arasında Konstantin kısmen bağımsızdır. XI ve XII inci yüzyıllar arasındakent Bejaia kökenli bir hanedanlığın egemenliğine girer. XIII üncü ve XV inci yüzyıllar arasında Hafsilerin, Tunus’un etkisi söz konusu olur.
Toplu konut konusundaki becerilerini gösteren inşaat şirketlerimizden çok daha önce, XVI ıncı yüzyılda Konstantin Türklerin egemenliğine girer. 1568 yılında Hafsiler Türkleri katleder ve seyitlerini kovarlar. Düzeni sağlamak üzere, Muhammet Paşa Konstantin’e bizzat sefer düzenler. Kent direnemez ve teslim olarak kapılarını Türklere açar. XVI ıncı yüzyılda kent Doğu Beyliğinin başkenti olur.
1837 yılında Fransızlar General Damrémont’un komutasında, 21 bin asker ve çok güçlü bir topçu desteğiyle kente saldırırlar. General Damrémont bir top mermisine hedef olup ölmüş olsa da yerine geçen Genel Sylvain Charles Valée yönetiminde Konstantin güçlü direnişe rağmen düşmanın eline düşer. Fransız askerleri kente girerken kaçmaya çalışan birçok Konstantinli, derin kanyona sarkıttıkları iplerin ağırlıklarına dayanamayıp kopması sonucunda korkunç uçurumda ölürler.
Fransızların bölgeyi ele geçirmesiyle birlikte kente çok sayıda Yahudi yerleşir. Gerçi Kudüs’ün 70 yılında Titus tarafından fethedilmesi üzerine ilk Yahudiler zaten bölgeye gelmişlerdir. 1931 yılında yapılan sayımda 13 110 Yahudi’nin varlığından söz edilmektedir. 1950’de 30 000 Müslüman, 30 000 Hıristiyan ve 20 000 Yahudi (nüfusun yaklaşık %18’i kadarı) sayılmıştır. Bağımsızlıktan sonra bizzat MOSSAD’ın yerel hücreler aracılığıyla direniş örgütlemesine karşın, 27 Mayıs 1962’de Konstantin Yahudi Cemaati Cezayir’i terk etme kararı alır. Çoğu Fransa’ya göç eder.
Konstantin Yahudileri Medrese çevresine, Grand, Fransa, Thiers, 26ncı cadde, Chevalier, Moyens sokakları, Forcioli Caddesi ve Şarah (Kaşarah) mahallesinde toplanmışlardı.
Sidi M’Cid köprüsünü aşarak vardığımız tepede yer alan ve Fransızların Birinci Dünya Savaşında şehit düşmüş Konstantin'li askerler anısına yapılan anıtın içerisinde, soyadlarından hepsinin Yahudi olduğu anlaşılan asker isimlerinin yazdığı kısmen kırık bronz plaketin bulunduğu mekana iştahla işeyen Cezayirlilerin halen İsrailoğullarına çok sevecenlikle baktıklarını söylemek mümkün olmasa gerek.
Şehir merkezindeki kazbah’ta XVI ncı ve XVII nci kalma çok güzel konaklar yer almaktadır. Camiler ve Bey sarayı Konstantin’in mimari zenginliğine tanıklık etmektedirler. 1853 yılında kurulan Cirta Ulusal Müzesi’nde tarihöncesine ait olanların yanı sıra, Numidya, Roma, Hammadi dönemlerine ait eserler, mozaikler, resimler, sikke ve bronz heykeller, lambalar, çömleklere ait özel salonlar yer almaktadır. Kazbah yakınındaki XVIII nci yüzyılda Salah Bey tarafından inşa edilen Sidi El Kittani cami ve medresesi ve Al Akhdar Cami, Konstantin’deki en büyük dini yapı olan Büyük Camii (Camii Kebir) ve Suk El Gazel Camii kentin önemli camileridir. Gustave Mercier Müzesi ve Konstantin Bölge Tiyatrosu da mimarileriyle dikkat çekmektedirler.
Kentin merkezini derin bir yarıkla ikiye bölen Rummel üzerinde, Guy de Maupassant’ın deyimiyle XIXncu yüzyılda ‘sekiz eski köprü uçurumu aşmakta’ idi. Roma döneminde inşa edilip Salah Bey tarafından XVIII nci yüzyılda ve 1863’te Fransızlar tarafından onarılan El-Kantara köprüsü bunların en eskilerindendir. El Kantara’nın sonunda eski Yahudi Mahallesine çıkışı sağlayan bir asansör vardır. Yerliler buraya El Kantara Asansör de demektedirler.
Bunun dışında, aynı ismi taşıyan ve yakınlardaki türbelerden isimlerini alan Sidi M’Cid ve Sidi Rached köprüleri 1912’de hizmete girmiştir. Sidi Rached Köprüsünün alt tarafında bugün mezbelelik halde olan güzel bir park yer alır. Parkın zemininde yine bira şişesi kırıkları, plastik çöpler bulunuyor.
Sidi M’Cid köprüsünün arka tarafında, kayanın en yüksek ve belki de kentin en güzel yerinde hala askeriyenin mülkünde olan ve orduya ait büyük garnizon binası vardır. Buranın giriş kapısında, Fransızların ulusal kurtuluş mücadelesi sırasında bu yapının içerisinde giyotinle katlettiği Cezayirli yurtseverlerin isimlerinin yer aldığı bir yazıt bulunur.
Boğazların başlangıcında, Sidi Rached’in altında bu bölgede suların çıkardığı gürültüden ismini alan Şeytan Köprüsü yer almaktadır. Şelaleler Köprüsü Hamma ovasının başladığı noktadadır. Bu köprünün yanından Rumel kanyonunun en güzel noktasına giriş yapılabilir. Sidi M’Cid köprüsünün altında kalan bu derin boğazda iki adet büyük doğal kemer ve mağaralar bulunur.
Daha önce Perrégaux ismini taşıyan Mellah Slimane köprüsü sadece yayalara ayrılmıştır. Yapımı devam eden ve 2013 yılında tamamlanması planlanan 1119 metre uzunluğundaki modern mimarili Trans-Rumel viyadüğü, şehir merkezindeki BM meydanı ile kentin yüksek mahallelerini birleştirmektedir.
Ayı Mağarası, 60 metre uzunluğunda ve 6 m genişliğinde oldukça geniş ve büyük bir mağaradır. Mağara içerisinde bol miktarda ayı kemiği bulunuyor. Yine buraya yakın bir bölgede, kanyonun girişinde Yabankeçisi mağarası yer alır. Neolitik dönemden kalma bu mağarada Neandertal insanının kullandığı aletler bulunmuştur.
Kentin doğusundaki Tatache Belkacem (eski Thiers caddesi) meydanıyla Emir Abdülkadir sitesinin batısı arasında, Ben Badis CHU’den geçen toplam 1,5 kilometre uzunluğunda bir teleferik hattı bulunuyor.
Başkent Cezayir’de otoban üzerine kurulan polis ve jandarma barajları burada çok yaygın olmasa da yolların düzensizliğinden ve Cezayirlilerin ilginç araba kullanma tarzından günün her saatinde trafik sıkışıklığı yaşanabiliyor.
Rumel’in oyduğu derin boğazın ikiye böldüğü güzide Konstantin kenti, isimden gelen özdeşliğin ötesinde yine bir başka boğaz kenti olan Konstantinopolis’in resmi olarak kardeş şehridir.