Skip to main content

Ilam eyaletinin kısa tarihi

 Irak ve İran platoları arasında yer alan bugünkü Ilam eyaleti tarih boyunca özel stratejik konumundan yararlandı. Özellikle XIX uncu yüzyılda bu bölgede birçok arkeolojik kazı gerçekleştirilmiştir.

Ilam eyaleti, medeniyetler boyunca geçirdiği çeşitli isim değişikliklerinden oluşan zengin bir tarihe sahiptir. İsmini, yerlilerin doğusunda yerleştikleri ve kendi topraklarıyla aynı özellikleri taşıyan “yüksek ve dağlık bölge” anlamına gelen Babilceden almaktadır. Muhtemelen Asur kökenli « Illamu » ya da « Illamutu » sözcükleri « dağ » anlamına gelmekteydi. Dolayısıyla bu bölge geçmişte birçok ada sahipti. Yazılı kaynaklara göre, bölgenin en eski ismi « Arbuş » ya da « Arbuş ovası » idi. M.Ö. XIII üncü yüzyıl öncesine kadar buraya aynı zamanda Arbuhan adı da veriliyordu. Büyük İskender’in fethinden önce, « Arbuh » yerine « Sabad » ismi kullanıldı ve ilk Arap hanedanlıkları boyunca bölge Masabadan[1] adını aldı. Roma döneminin Helenistik dönem coğrafya ve tarihçisi Strabon birçok kez bu bölgeden Masabatis adıyla söz etmiştir [2]. Romalı yazar ve natüralist Pline, I inci yüzyılda 500 farklı yazara ait 2000 eseri inceleyerek yazdığı devasa ansiklopedi Doğa Tarihi[3] adlı çalışmasında, bölge için Mozobaten adını kullanmıştır. Ptolemais’e göre, bugünkü Ilam’ın sakinleri Sambatai’lerdi. II inci yüzyılın ünlü astronom ve astrologu, Coğrafya adlı yapıtını gerçekleştirmek için, Hadrien dönemindeki Dünya coğrafyasına ilişkin birçok bilgiyi bir araya getirmişti. Ptolemaios, eserlerinde bol yer bulan, Pers ve Roma İmparatorlukları dönemine ilişkin verileri Sur’lu Marius adlı bir coğrafyacının çalışmalarına borçludur[4]. Ilamlılar, bölgelerini çivi yazısı alfabesinde Haltami olarak adlandırıyor ve konunun uzmanları bunun Eltamat olarak telaffuz edildiğini ve « Tanrının toprakları » anlamına geldiğini düşünmekteydiler.

Tarihöncesi devirde, çoğunlukla Halilan Vadisi ve Küçük Ali Boğazında ve eyaletle aynı adı taşıyan Argavan’da bulunan paleolitik çağa dayandığı anlaşılan kayalık mesken ve barınaklardan anlaşıldığı üzere, bölgede önce avlanarak yaşamlarını sürdüren mağara insanları, daha sonra ise göçebe topluluklar yaşamıştır. Eyaletin bu bölümünde sürdürülen kazılara göre, paleolitik insanın bundan iki milyon yıl kadar öncesinde bölgede yaşadığı ve Milattan Önce on bin yıla kadar da varlığını sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Gerçekleştirilen kazıların büyük bir bölümü, özellikle de Danimarkalı İranolog Arthur Christensen[5]’in yönettiği ve XX inci yüzyılın başlarında gerçekleştirilen kazılar sonucunda Halilan Vadisi halkının Neolitik dönemin sonlarına, başka bir deyişle M.Ö. V inci ve VI ıncı bin yıllara doğru yaşam tarzları hakkında değerli bilgiler sunan çok sayıda kalıntı gün yüzüne çıkarılmıştır.

Dehloran’daki Ali-Kuş tepesi Ilam’da Neolitik döneme ilişkin kayda değer tek kalıntıdır. Avustralyalı arkeolog Vere Gordon Childe[6]’ın savunduğu teze göre buradaki insanlar için bölge, Neolitik Devrim sırasında, toplayıcı ve avcı bir ekonomiden tarım ve hayvancılık yaşam tarzlarına doğru geçişte gerçekleşen hızlı ve kökten bir değişimin sahnesi olmuştur[7]. Amerikalı arkeolog Frank Hole’un 1961 ve 1962 yılında yürüttüğü çalışmalar sonucunda, bu yörede toprak altında kalan, M.Ö. VI. ve VII. binyıllara ait arkeolojik kalıntılar ve aletler, bu zaman aralığı içerisinde ilk insan topluluklarının ve dolayısıyla da bölgedeki ilk köylerin oluşumunu teyit etmektedirler.[8]   

Halilan Vadisinin ortasında yer alan Guran tepesinde gerçekleştirilen kazılar sonucunda, arkeologlar M.Ö. VII. bin yıla kadar uzanan tarihsel katmanlara ulaşılabildi. Bu kazılar sayesinde, sakinlerinin çoğunun evlerin inşasında odun kullandığı yarı-göçebe bir köy gün yüzüne çıkarılabilmiştir. Aynı bin yılın sonuna doğru bu köy büyük bir ilçeye dönüşmüştür. İnşaatlarda odunun yerine kısa sürede tuğla kullanılmaya başlanmıştır.

Ayrıca Ilam bölgesi ve çevresinde, Mezopotamya’da benzerlerinin ilk örneği olan  ve Zagros Dağlarının, bir başka deyişle Postkuh bölgesinin yakınında ve hatta bugünkü İlam’da bulunan madenlerin işlendiği, metallerin eritilmesinde kullanılan  yüksek fırınlar bulunmuştur. Bu nedenle uzmanlar bu yörenin Asya’nın batısındaki bölgelerin merkezinde metal sanayinin gelişiminde çok önemli bir rol oynadığını değerlendirmektedirler.      

 Yaklaşık olarak M.Ö. II inci bin yıla denk gelen Bronz Çağı, Elam ve Elam öncesi uygarlıkların altın devrine ve dolayısıyla da Bronz kullanımının tartışılmaz öncüleri Kassitler ve Elamlıların geliş dönemine denk geliyor. Bu dönemde, değişik metal alaşımlardan, özellikle de bakır ve kalaydan üretilmiş çeşitli aletler üretilmiştir. Yeni uygulanan metalürji teknikleri bu amaçla uygulamaya konulmuştur. Parantez içerisinde belirtmemiz gerekir ki, tarihöncesi bilimi uzmanı Nicolas Mahudel’in arkeolojik sınıflandırması tarih boyunca farklı dönemlere ait kronolojiyi gözden geçirmemize ve Bronz devrini (burada söz konusu olan) taş devri ile demir devri arasına oturtmamıza olanak tanımıştır. Arkeolojik otoritelerce başlangıçta birçok kez reddedilen bu tez, nihayet 1740 yılında Fransa’da Yazıtlar ve Dilbilgisi Akademisi tarafından “İnsanlık tarihinin en eski sanayi, sanatsal anıtı” olarak kabul edilmiş ve yayınlanmıştır.[9] 

İlam eyaletinde, eyaletin Kassit ve İlamlılar medeniyetlerine aidiyetini kanıtlamak üzere birçok arkeolojik sefer gerçekleştirilmiştir. En önemli sefer, İlam’daki ve özellikle de Varkabut, Tşam Jabeh, Djub-Gohar, Damgar-Partşineh ve Bordbar-Çınarbaşı mezarlıkları üzerinde yoğunlaşan L.Van den Berghe tarafından gerçekleştirilmiştir.[10]  

İlam eyaletinin uygarlığı, Bronz Çağının ilk çeyreğinde büyük atılım yapmıştır (M.Ö.1800 ila 1400 yılları). Bu eski dönemden günümüze kadar ayakta kalan en büyük kalıntı, Mussian’daki Patk tepesi ve Asurlular tarafından Ilam’ın fethi sırasında savaş ganimeti olarak el konulan GolGol Melekşahi adıyla tanınan çizi yazısı yazıttır. ‘Ilamolog’lara ve özellikle de Bronz Çağı uzmanlarına göre, Mussian’daki Patk tepesi, eski İlam’ın kayıp başkenti Madaktu kentinin bulunduğu yerdir.[11]

Bugünkü Ilam bölgesiyle Mezopotamya’da hüküm süren hanedanlıklar arasında bin yıllardır süregelen çatışmalar ve bunların zengin lapis-lazuli (lacivert taşı), bakır, demir yatakları ve İran topraklarındaki doğal kaynaklara (özellikle de odun) el koymak için bitmek bilmeyen çabalarına karşın, Ilam sakinleri değerli topraklarının bağımsızlığını korumayı başarmışlardır.

Milattan Önce III üncü binyılın sonu ve II inci binyılın başlarında Ilam’da yaşayanlar oldukça sarsıntılı bir politik ve tarihsel döneme gireceklerdir. Akatlar, Sümerler, Babiller ve Asurlular gibi komşularla süre giden anlaşmazlıklar halkın günlük meşgalesi olmuştur. Bölgenin M.Ö. II inci bin yıl sırasında önce Sümerler, sonra Babilliler ve Elamlılar tarafından işgali sonrasında, IV üncü yüzyılda bağımsızlığını yeniden kazanana dek Ilam, M.Ö.  XIV üncü yüzyılda Kassitlerin egemenliğine girmiştir.

Böylece iki yüzyıl sonra, özellikle de M.Ö. 1207 ila 1171 arasında parlak bir dönem geçiren Ilam eyaleti, yeniden Babillilerin ve Iran topraklarının boyunduruğu altına girer.[12] M.Ö. VI ve VIII inci yüzyıllara Asurlar ve İranlılar arasında yaşanan bitmek bilmeyen savaşlar damgasını vurmuştur. M.Ö. VII inci yüzyıldaki Asur Kralı Asurbanipal’ın yönetiminde, bölge saldırıya uğramış ve burada yaşayan birçok insan katledilmiştir. Asurbanipal’ın şiddeti ölü kralları bile rahat bırakmamış, toprak altından naaşları çıkarılmış ve Ninova’ya gönderilmiştir.[13]        

M.Ö. 708-550 yılları arasındaki Medler döneminde, Ilam eyaleti Phraortes’in oğlu ve 625 ile 585 arasında Med Krallığının hanedanı Siyaksares (ya da Hovakşatra) Devletinin bir parçasıydı.[14] Merkezi bir iktidar tarafından sıkı bir şekilde idare edilen ve o dönemin büyük şehirleri Suse, Ekbatan ve Bisotun ile yakın konumundan yararlanan Ilam, birinci derecede stratejik bölge haline gelebilmiştir.[15]

Ahemenişler döneminde bu eyalet, Anşan hanedanı I inci Kiros ve Herodot’a göre Med Krallarına tabi olan II inci Kiros’un Babası I inci Kambises, Astiyages ve onun kızıyla evlenen Mandane gibi Ahemeniş Krallarının himayesi altında yönetilmiştir.[16] II inci Kiros (Büyük Kiros)’un iktidara geçmesinden önce, bu krallar Ilam eyaleti üzerinde çok baskı uygulamamış ve eyalet gerçekte Babil ve Asur krallarına bağlı kalmıştır. M.Ö. 550 yılında iktidara gelmesinden sonra Büyük Kiros iktidarını Ilam eyaleti dahil tüm Pers ülkesine yaymaya özen göstermiştir. Bunun için hakimiyeti altındaki toprakları yirmi satraplığa bölmüş ve her bir satraplık için bir vali tayin etmiştir. Böylece Ilam bölgesi, Ilam satraplığının bir parçası haline gelmiştir. I inci Darius yönetiminde, bu eyalet birçok kez bağımsızlığa özenmiştir. Bu nedenle merkezi iktidara karşı ilk direnen bu eyalet olmuş ve beş yılda gerçekleşen üç isyanla birlikte ülkenin iç güçler dengesini sarsmıştır. Halbuki, bu isyan girişimlerinin her biri başarısız olmuş ve I inci Darius tarafından kısa sürede bastırılmıştır.[17]      

III üncü Darius’un ölümünden ve Büyük İskender’in Ahemeniş topraklarına el koymasından sonra, söz konusu toprakları generalleri arasında paylaştırmış ve Ilam Eyaleti Büyük Med satraplarının egemenliğine girmiştir. Selefkos ve Arsaklılar döneminde, Ilam eyaleti, diğer İran eyaletleri gibi merkezi iktidarın denetimine girmiştir. Dehloran’daki Ferruhabat tepesinde gerçekleştirilen arkeolojik kazılar sonrasında, bu topluluk yeni Ilam devletine dahil olmuştur. Dönemin farklı insan topluluklarına ait nesneler, arkeologları, bölge sakinlerinin büyük çoğunluğunun bir göçebe hayatı sürdürdüğü ve sadece ırmak ve geniş ovalar boyunca yer değiştirdikleri sonucunu çıkarmaya yöneltmiştir. M.Ö. 250 ile M.S. 225 yılları arasında hüküm süren Arsaklılar döneminde Ilam ve Loristan eyaletleri belli başlı yönetsel bölgelerdi. Arsaklı Krallarının hükümranlığının ilk yarısında, sanat ve mimaride Helenistik eğilimler güç kazanmış, ancak bu dönemin sonuna doğru, mimari ve şehircilik büyük gelişme göstermiş ve Sasani sanatının görkemine temel oluşturmuştur.[18]

Sasaniler döneminde de (M.S. 224-651 yıllarında) Ilam bölgesinde, özellikle ve alışılageldiği gibi jeostratejik konumu sayesinde büyük gelişme yaşanmıştır. Sasanilerin başkenti Tizpon (bugünkü Bağdat yakınlarında) ve Suse, Bisotun ve Fars gibi diğer önemli şehir-devletler arasında yer alan eyalet, şehircilik alanında, özellikle de köprü, yol ve hisarlar alanında büyük bir değişim yaşamıştır. Bu anıtların bazıları, Gavmişhan köprüsü, Şam Namaşte, Kur o Dut, Sam kalesi ve Hezar Darreh, Şirvan benzeri tarihi kentler, Muşekan ve Siyahgöl ateş tapınakları ve ünlü Ferhat ile Şirin kemeri gibi günümüzde bu döneme ait mimari mirasın en önemli parçaları arasındadır. 

Bu dönem boyunca Ilam, doğuda başkenti Simreh (bugünkü Darreh Şehr) olan Mehrsancak ve batıda en önemli kenti Siravan olan Masabzan olmak üzere iki bölüme ayrılmıştı. Burada Anuşiravan ve I inci Hüsrev sarayının yer aldığı düşünülmektedir. Eyaletin bu bölümü büyük bir depremle yerle bir olmadan önce, Iran’ın en gelişmiş ve kalabalık toprakları arasındaydı. [19]

Sasani döneminde bölge için önemli bir devre ait Ilam eyaletindeki bir başka ören yerinde, VI ıncı Vahram veya Behram-e Şubin (General, IV üncü Hormizd devrinde genelkurmay başkanı ve savaş bakanı) boğazındaki kalıntılar, Darreh Şehr’de Sasani general onuruna dikilen bir anıt yer almaktadır. Bu kral, Hüsrev Perviz adı verilen Kral IV üncü Hormizd’in oğlu II inci Hüsrev’i tahttan indirmiş ve onu sürgün olarak yaşayacağı Roma’ya kadar kovalamıştır. Dönemin Roma İmparatorunun kızıyla evlendikten sonra, Pers topraklarına geri dönmek ve yeniden taç giymek için birliklerini toplamayı başarmıştır. Iran edebiyat geleneğinin epik dönemlerinin kahramanları için olduğu gibi VI ıncı Vahram’ın başarılarını anlatan birçok masal ve şiir bulunmaktadır. [20]

Bölgenin Araplar tarafından fethi M.S. 637 yılında halife Ömer döneminde başlamıştır. Sasani İmparatorluğunun başkenti Tizpon’u ele geçirdikten sonra, Müslümanlar Sasani ordusunu 641 ve 642 yılları arasında Nahavand’da yenmişlerdir. Çok güçlü bir direniş yaşanmadan Iran kısa sürede fethedilmiştir. Tarihi kaynaklara göre eyalet sakinlerinin Islamı coşkuyla kabul ettiklerini ve bu bölgenin Arap fethinin başlangıcında, merkezi o sıralar Kufa ve Basra’da bulunan Müslüman halifeliğine bağlıydı. Müslüman hükümranlığının başlangıçlarında eyaletin en önemli kenti, mimari, şehircilik ve süsleme örneklerinin gün yüzüne çıkarıldığı kazıların gerçekleştirildiği Simreh kentiydi.[21]

İran’ın Araplar tarafından fethi sırasında Hormozan adında biri, Ilam, Kuzistan ve Loristan Valisi olarak görev yapıyordu. Araplar karşısında yenilgiye uğrayınca, Tiri Irmağı kıyısında yer alan Mişan tarlasında Araplara pusu kurmak için silah ve adamlarıyla güçlendirdiği aşireti ve kentine sığındı. Savaş başladı ve İranlılar lehine sonuçlandı, güçten düşmüş rakipler savaş alanından geri çekilmek zorunda kaldılar.[22] Kazandığı zafer sonrasında ve Fars sakinlerini Araplara karşı korumak için, yorulmak bilmeyen Hormoza Ahvaz’a bir sefer düzenler. Birkaç gün süren savaş sonrasında, esir düşer ve İslam’ı rıza ya da zorla kabul etmesi için Müslüman Halifesi Ömer’in yanına Medine’ye götürülür. Bu nedenle, intikam hırsıyla, iktidara gelir gelmez oğlu Azin büyük bir ordu toplar ve Araplarla hesaplaşmak üzere Masabadan’a gelir.[23] Bu kez Ömer, ilerlemesini durdurmak amacıyla, onu karşılamak üzere bir ordu gönderir. İki ordu Handaf’ta karşılaşır. Savaş sırasında Azine ölür. Ölümünden sonra, ordusu dağılır ve savaş alanından çekilir. Böylece Masadaban Emevi halifeleri tarafından yönetilen Kufa’ya girer ve aynı yüzyılın ikinci yarısından itibaren Abbasilerin boyunduruğuna girmeden önce, burası VIII inci yüzyılın başlarında Mervanilerin himayesine girer.[24]   

Emevilerin sonra gelen Abbasi devrinde (750-1258) ve İspanya’da kendiliğinden gelişen bağımsızlık eğilimli isyanlarla paralel olarak, Harun el Reşit (786-809) İranlıların memnuniyetsizliğini yatıştırmasını bildi. Bunun sonucunda, 803 yılında, sonradan İslam dinini kabul eden ve üyeleri Abbasiler devrinde önemli mevkileri işgal eden Zerdüşt kökenli bir aile olan Barmakid vezirlerini ortadan kaldırdı.[25] Bu eylem sorunu tam anlamıyla çözmemiş ve İran’da, özellikle de İlam eyaletinde Abbasi halifeliğine karşı hoşnutsuzluklar devam etmiştir. Bölge o dönemlerde, Harun el Reşit’in küçük oğlu Mamun Abbasi (786-833)’nin valilerinden biri olan Ali İbn-e Hişam tarafından yönetilmekteydi. Bölge, İran’da bağımsızlık taraftarı olanlar arasında başlıca kışkırtma odaklarından biri olmuştur. Büveyhoğulları döneminde İlam, Mardavij ben Ziyar valilerinden, Büveyhoğullarından önceki ilk Zyarid emiri (928-1043) Ali Buyeh ardından kardeşi Rükn-od-Doleh tarafından yönetilmiştir. Ondan sonra Fakr-od-Doleh, ardından Azd-od-Doleh ve nihayet Mo’bed-od-Doleh sırasıyla bugünkü İlam eyaleti dahil İran’ın tüm bölgelerini yönetmişlerdir. Azd-od-Doleh’in ölümü sonrasında, Hasanvahit hanedanlığı bölgenin idaresini ele geçirmeye karar vermiştir. Büveyhoğullarının sonuncusunun ölümünden sonra bu amaçlarına ulaştılar. Kürt kökenli Hasanvahitler (959-1015) Müslüman sanatının hevesli amatörleri olmuşlar ve onların yönetimi altında, birçok kervansaray ve cami (yaklaşık üç bin tane) inşa edilmiştir.[26]   

Hasanvahit hanedanlığının düşmesinden ve Atabak hanedanlığının iktidara gelişinden sonra, hanedanlığın başına geçen Şahverdi Han, Hürremabad şehrinin valisi olarak Hüseyin Goli Han Feyli’yi görevlendirmiştir. O da arazisinin dört bir yanına, özellikle de İlam eyaletinde ve Kancaçam Irmağı kıyısında birçok yazıt hazırlatmış ve kaleler, yer altı şehirleri inşa edilmesi emrini vermiştir. Ne yazık ki, hızla gelişen kentleşmeyle birlikte bugün bu ören yerlerin birçoğu ortadan kaybolmuştur. Bu tarihsel döneme ilişkin olarak, tarihçileri özel olarak ilgilendiren konu, o dönemde Lor topraklarını da dahil olmak üzere Darrehşehr’teki Mireh Hanedanlığının valilerinin göreceli bağımsızlığıdır. 

X uncu yüzyılın ilk yarısına kadar, kentsel yaşam eyalette en parlak dönemini geçirmiş ama çok yıkıcı bir deprem sonrasında kentteki yapıların hemen hemen tamamının yıkılması sonucunda yerleşik yaşamdan göçebe hayata geçiş süreci yaşanmıştır. Yakut Homavi, İbn-i Asır, Hamdullah Motowfi, Tabari, v.b. gibi ünlü tarihçilerin önemli eserlerinde, Simreh kentinde yirmi bin kişinin yıkıntılar altında kaldığı, geri kalanının ise başka yerlere göç etmek zorunda kaldığı bu önemli olaya yapılan gönderme dikkat çekicidir. Yaşanan bu olay, kentin hızla nasıl ortadan kalktığını açıklıyor. Bugünkü İlam kentinin eski ismiyle Alard kenti, eskiden yeşillikler içerisinde bir bölgeydi. Burası krallar ve çevresindekiler için bir dinlence, eğlence ve tatil yöresi haline gelmiştir. Harun el-Reşit’in kardeşi, El-Mehdi Bellah aynı şehirde bir av partisi sırasında ölmüş ve buraya gömülmüştür. Seyeh Meh-Ye ismi verilen türbesi XX inci yüzyılın ikinci yarısında parka dönüştürülmüştür.

XII inci yüzyılın başında Loristan, « büyük lor » ve « küçük lor » olmak üzere ikiye bölünmüştür. Hürremabad ve İlam Küçük Lor topraklarında yer alıyordu. Moğolların istilasından ve İlhanlıların yıkılışından sonra, bu iki bölge “Atabak” adı verilen yarı-bağımsız valiler tarafından yönetilmekteydi. 1169 yılında, Hocaüddin Hurşit küçük Lor bölgesinin tümünün yönetimini ele alır. Hurşit dürüst biriydi ve siyaset bilgisi ve strateji becerisi sayesinde küçük Lor’un jeopolitik temellerini sağlamlaştırarak sürekli olarak topraklarını genişletmeyi sürdürdü.[27] 

Safevilerin iktidara gelmesinden sonra büyük Lor bölgesine Bahtiyarilerin ve küçük Lor’a Loristan Feyli isimleri verildi. Loristan’daki Atabekler, Safevi döneminin başlangıçlarında yaşanan kargaşa döneminde ve Osmanlı Devletinin baskısıyla Bağdat’a vergi ödüyorlardı. Daha sonra, Safevi Devletinin kurulmasından sonra onları desteklemeye karar verdiler. Bu bölgenin valileri, özellikle de Kral Rüstem ve oğlu Uğur, iktidar merkezleri İsfahan’da bulunan Safevi Krallarıyla genelde iyi ilişkiler içerisindeydi. Buna karşın, bunlardan bazılarının merkezi iktidara karşı ayaklandığı da oluyordu. Kral Rüstem’in küçük oğlu ve Uğur’un kardeşi Cihangir’in ölümünden sonra, Safevi kralına karşı yürütülen savaş sonucunda bölge Postluh ve Pişkuh adlarıyla ikiye bölündü. Bu bölünmeden sonra, savaş ertesinde bu bölge ve çevresinde kargaşalar yaşandı.[28]  

XVIII inci yüzyılın yarı-bağımsız hanedanlığı Afşarlılar döneminde, İlam eyaleti Osmanlı Devletinden gelen birçok saldırıya maruz kaldı. 1724’te, Nadir Şah Afşar Osmanlılarla savaşa girdi ve Osmanlı Ordusunu Hamedan yakınlarında bozguna uğrattı. Aynı dönemde Afganlılar Horasan’ı kuşattılar ve Nadir Şah onları kovmak için ordusunu geri çekmek zorunda kaldı. Bu arada, Şah Tahmasp II Osmanlı Ordularına saldırır ve yenilir. Bunun sonucunda, aynı yıl Osmanlılarla, Ilam’ı ve Loristan’ı Türk egemenliği altına sokan bir anlaşma imzalamak zorunda kalır. Durumu öğrenen Nadir Şah buna şiddetle karşı çıkar ve imzalanan anlaşmanın maddelerini kabul etmediğini ilan eder. Bu nedenle 1738 yılına kadar bu iki ülke karşılıklı olarak sürekli bir saldırı ve karşı saldırı dönemi yaşamıştır.

Zend hanedanlığı döneminde ve Kerim Han Zend’in (1760-1779) iktidara gelişiyle birlikte, İlam ve Loristan Valisi İsmail Han alaşağı edilmiştir. Bu bozgunu kabul etmeyen İsmail Han yeni valiye direnir ve ikinci kez yaşadığı bozgundan sonra dağlara çekilir. Kerim Hanın ölümüne kadar dağlarda yaşar ve Kaçar Hanedanlığının (1786-1925) kurucusu Ağa Muhammed Han’ın iktidara gelişiyle birlikte bölgenin yönetimini yeniden üstlenir. Zend hanedanlığı yönetiminde, Ilam hızla kazandığı önemi yitirdi. Bu dönemde dikkat çeken tek eser, restore edilerek günümüze kadar korunan Zend sülalesinden olan Ali Salih “Köseali”nin eski mezarıdır.[29] Kaçar Ağa Muhammet Han yönetimi altında, İlam’ı İsmail Han yönetir, ancak bu görev için yetersiz olduğunu düşünen Ağa Muhammet Han onu görevden alır ve yerine Aligholi’yi İlam Valisi olarak atar. Birkaç yıl sonra, Fath Ali Şah Kaçar yönetimi altında, Loristan yeniden ikiye bölünmüştür: Poştkuh (İlam) ve Pişekuh (Hürremabad) bölgeleri. İsmail Han’ın ölümünden sonra, Muhammet Hanın oğlu Hasan Han yeniden iktidara gelir. İlam’ı ve Poştekuh bölgesini kırk yıl boyunca yönetir ve ölümünden sonra iktidarı çocuklarına aktarır[30].

Çağdaş dönem Şah Rıza’nın iktidara gelmesi ve İlam eyaletinin son valisi Gulam-Rıza Han Feyli’nin yenilgisi ve Irak’a kaçışıyla çakışır. İran’da ve özellikle de İlam’da feodalitenin sonudur bu dönem. Feyli’lerin ardından gelenler Atabak’ların denetiminde belirlenir ve bu eyalette kaçınılmaz olarak feodalizmi temsil ederlerdi. Gulam-Rıza Han Feyli’nin Necef’te 1936 yılında ölümünden sonra, Rıza Han İlam’ı o dönem için İran’ın beşinci eyalete, yani Kermanşah’a katmıştır. Halbuki 1958 yılında, Dil Akademisi eyalete eski adının iadesi ve Kermanşah’tan ayrılması konusunda öneride bulunmuştur. Uzun yıllar boyunca süren tartışmalardan sonra, öneri 1973’te kabul edilmiş ve eyalet eski namına kavuşarak yeniden İlam Eyaleti adını almıştır.

 

    

(La Revue de Téhéran dergisinin Haziran 2013 tarih ve 91 nolu sayısında Afsâneh Pourmazâheri ve Esfendiar Esfandi imzalarıyla yayınlanan Fransızca yazıdan çevrilmiştir)



[1] Briant, Pierre, Histoire de l’Empire Perse, de Cyrus à Alexandre, 1996, Fayard Yayınları, Paris.

[2] Saïd, Suzanne, La littérature grecque d’Alexandre à Justinien, « P.U.F. » Koleksiyonu, 1990, 31-32 sayfalar.

[3] Yeo, Richard, Encyclopaedic Visions, Cambridge University Press, 2001, sayfa 107.

[4]

[5] Vahman, Fereydoun, revue Yaghmâ, no. 254, Tehrân yayınları, 1348, sayfa 435.

[6] V. Gordon Childe, 1936, Man Makes Himself, London, Watts & Co., sayfa 274.

[7] Leclerc, J ; Tarrete, J., « Néolithique », Dictionnaire de la Préhistoire, Leroi-Gourhan A., yay. PUF, 1988,s.773-774.

[8] Digard, Jean-Pierre ; Cribb, R., Nomads in Archaeology. In : L’Homme, 1995, tome 35, n°133. Sayfa 170-171

[9] Hamy, M.E.T. (1906), Matériaux pour servir à l’histoire de l’archéologie préhistorique, Revue archéologique. 4e Série, no. 7 (Mart-Nisan), sayfa 239-259.

[10]  Mahmoudiân, Habibollâh, Asâr-e bronzi-e Irân va lorestân dar hezâreh aval ghabl az milâd (Milattan Önce Birinci Binyılda Loristan ve İran’da Bronz nesneler), Enteshârât-e Sanz Rouyeshe, Tahran, 1998, sayfa 67.

[11]  Kaynak Vanden Bergue, L., Bibliographie analytique de l’assyriologie et de l’archéologie du Proche- Orient, L’archéologie, 1954-1955, Cilt 1.

[12] Richard, F., Babylone dans la tradition Iranienne, Babylone 2008, sayfa 392-393.

[13] Joannes, Francis, La Mésopotamie au Ier millénaire avant J.-C., Paris, Armand Colin, coll. « U », 2000, sayfa 84-87

[14] Zarrinkoub, Abdolhossein, Târkh-e mardom-e Irân pish az eslâm (İslam öncesi İran halklarının tarihi), Amir Kabir, Tahran, 1985, sayfa 94.

[15] Sedghi Nejâd, Hamid ; Abarasheh, Pegâh, Atlas-e Târikhi-e Irân (İran’ın tarih atlası), Tahran Üniversitesi, 1972, sayfa 11.

[16] Dandamayev, Mohammad A., Cambyses, In Encyclopaedia Iranica, Cilt 6, New York : Bibliotheca Persica Press, 1993, sayfa 726-729.

[17] Réf. Briant, Pierre, Histoire de l’Empire perse, de Cyrus à Alexandre, Fayard, 1996, Paris.

[18] Réf. Rezâ’i, Târikh-e dah hezâr sâleh-ye Irân (İran’ın on bin yıllık tarihi), tome 1, VIe édition, Eghbâl, 2005.

[19] Zarrinkoub, Abdolhossein, Târkh-e mardom-e Irân pish az eslâm (İslamöncesi İran halklarının tarihi), Amir Kabir, Tahran, 1985, sayfa 470.

[20] Kaynak: Pourshariati, Parvaneh, Decline and fall of the Sasanian Empire, New York, I. B. Tauris & Co Ltd, 2011.

[21] Petersen, Anderew, Dictionary of Islamic Architecture, Routledge, Reprint Haziran 1999, sayfa 120.

[22] Akram, A. I ; A.B. al-Mehri, The Muslim Conquest of Persia, Maktabah Yayınları 1 Eylül, 2009, 8.bölüm

[23]Katouzian, Homa, Iranian History and Politics : The Dialectic of State and Society,  sayfa 25.

[24] Le Strange, Guy, trad. Mahmoud Erfân, Joghrâfiây-e târikhi-e sarzamin-hâye khelâfat-e sharghi, beinonahrein, irân va âsia-ye markazi az zamân-e fotouhât-e moslemin tâ ayyâm-a teimour (Müslüman fethinden Timurlenk dönemine kadar Doğu Halifeliği altındaki, Mezopotamya, İran ve Orta Asya toprakları tarihi coğrafyası), Bongâh-e Tardjomeh va Nashr-e Ketâb, 1958,sayfa 1.

[25] Tabari, Mohammad Djarir, trad. Zotenberg, Hermann, Chronique historique des prophètes et des rois, vol. II, Actes Sud, Sindbad, coll. « Thésaurus », 2001, « L’âge d’or des Abbassides », sayfa 127-133.

[26] Sourdel, Janine et Dominique, Dictionnaire historique de l’islam, PUF,  Ziyaritler Sayfa 870-871, ve Kürtler maddeleri, sayfa 491.

[27] Masâ’eb Gholâmhossein, L’encyclopédie persane, Dâyerat-ol-ma’âref-e fârsi, Frankline, 1956, cilt II, sayfa 2492.

[28]Mashkour, Mohammad-Djavâd, Djogrâfiâ-ye târikhi-e irân-e bâstân (Eski İranın tarihi coğrafyası), Donyâ-ye Ketâb, Tahran, 2002, sayfa 231.

[29] Molesworth Sykes, Sir Percy, A History of Persia, Macmillan and co., limited, 1930, sayfa 277.

[30] Ibid., trad. Farrokh Dâi Ghuilâni, Mohammad Taghi, Târikh-e Irân (Histoire de l’Iran), cilt II, Tahran, sayfa 431-432.