MUNZUR'UN GÖZELERİ
Tunceli’den ayrılıp, vadinin erken inen karanlığına süzülen son araçlardan biriyle Ovacık’a yöneliyorum. Hava kararmak üzere. Dik kayalıkların arasında, çaresiz gölgeye düşmüş vadide uzanıp giden bozuk yol, hemen yanından gittiği Mercan deresinin ani dönemeçlerini izlemekte zorlanıyor gibi.
Mercan deresi Munzur suyunun öz kardeşidir. Mercan, Ovacık’ın sekiz kilometre doğusunda Munzur’a katılır ve bu birleşmeden sonra ismi değişerek, Mercan adıyla Keban’a yolculuğuna devam eder. Geyiksuyu’ndaki kontrol noktasını selamladıktan sonra Güneykonak’a kadar doğayla başbaşayım. Gürül gürül akan Munzur Suyunu izlemekten gözlerim yorulunca, kafamı aracın camına dayayıp, vadiyi çevreleyen dağların yamaçlarına bakıyorum. Munzur vadisi içinden yol ve dere geçen bir kanyon; genel yapısı Harçik Boğazına benzemekle birlikte, burası daha farklı bir floraya sahip. Tepelerde ve yamaçlarda, kayalık olmayan alanlar meşe topluluklarıyla kaplı. Vadi tabanı ve su boyunca daha zengin bir bitki örtüsü bulunuyor. Aracın hızıyla kayıp giden mağaraları, çalılıkları, gittikçe artan gölgeleri ısrarla bezuvar, çengel boynuzlu dağ keçisi ve ayıya benzetmeye çalışıyorum.
1950’li yıllarda Amerikalıların pervaneli uçaklarla, kalabalık gruplar halinde ve düzenli bir şekilde, Ovacık’a gelip özellikle Munzur Vadisi’nde, arazide ayrıntılı ‘bilimsel’ geziler düzenlediklerini uzun uzun anlatıyor Mahmut Ağabey. Kendilerine ‘Barış Gönüllüleri’ adını veren bu ziyaretçilerin, Alaska’ya çok benzettikleri bu bölgede, daha bilmediğimiz başka birçok şeyin yanı sıra, en çok kırmızı benekli alabalıklarla ve ayılarla ilgilendiklerini de söylüyor.
Bölgeyi yok edecek ve Milli Parkın büyük bir bölümünü sular altında bırakacak baraj yapımı gerçekleşirse bu el değmemiş ve ‘koruma altına alınmış’ yerler yok olacak.
1400 metre yükseltili Ovacık, ovanın tam orta yerine kurulmuş küçük bir kasaba. Niyetim ilçe merkezine 17 km uzaklıkta, düzlüğün batısında yer alan Munzur Baba Gözeleri’ne gitmek. Buraya ulaşım için hafta sonları minibüs bulmak daha kolay olsa da, gezginlerin hafta içi otostoptan başka çaresi kalmıyor. Bu hiç de işlek olmayan dümdüz yolda, benim de payıma Diyarbakır’lı çalışkan hurdacıların zorlukla ilerleyen kamyoneti düşüyor. Kuzeyde yer alan Munzur Dağlarının eşliğinde, önce ilçenin en kalabalık köylerinden Koyungölü (Çedage), sonra Adaköy (Ade) ve son olarak da eski nahiye merkezi Yeşilyazı (Zeranige)’yı geçtikten sonra, hedefim olan gözelerin bulunduğu Ziyaret (Jiare) Köyüne varıyoruz.
Bölge insanının inancına göre, Munzur Baba Gözeleri kutsaldır. Munzir Bava, Topuzan aşireti reisi olan Seyh Hasan’ın oğludur. Karla kaplı dağlara koyunlarını götürüp karınları tok bir şekilde geri getirmesi babasının şüphelenmesine ve onu gizlice izlemesine yol açar. Munzur karla kaplı ağaclara vurdukca yere yapraklar düşmekte ve hayvanlar bunları yiyerek karınlarını doyurmaktadır. Babasının gizlice kendisini izlediğini gören Munzur kızar ve ortadan kaybolur. Bir süre sonra Büyükköy’de Ali Haydar Ağa’nın yanında çobanlık yapmaya başlar. Ağası Kerbela’da iken Munzur kendisine helva götürür. Köye dönen Ağanın bunu anlatması ve Munzur’un kerametinin öğrenilmesinden sonra yanına gelip, elini öpmek isteyen kalabalıktan kaçar ve sır olur.
Burada bir zamanlar kırk gözenin olduğu söyleniyor. Munzur Dağlarının uzantısı Ziyaret Dağı’nın karstik yamacındaki bu kutsal vahanın her tarafından sular fışkırsa da, ben o sayıya bir türlü ulaşamadım. Bir kısmının kuruduğu belli. Kaynaklardan birinin telle çevrilerek borular aracılığıyla birkaç metre uzaktaki su tesisine su aktarıldığını görüyorum. Tesiste üretilen pet şişe içerisindeki sular, Türkiye’de ve yurtdışında ‘Munzur Suyu’ olarak pazarlanıyor. Yüzyıllardır yöre insanı tarafından kutsal kabul edilen bir yere yapılan bu ticari müdahale bölgede hâlâ canlı bir tartışma konusu. Zemzem suyunun Suudilerce şişelenmesiyle tam örtüşmese, de yine de inanca saygıyla uyuşmayan bir durum. Sıcağın da etkisiyle, gezerken bulduğum her fırsatta buz gibi sudan içiyorum
Gözelere küçük beton havuzlar, yürüyüş yolları, köprüler yapılarak çevre düzenlemesi gerçekleştirilmiş. Dikilen çamlar, ladinler, huş ve akasya ağaçları ortamı yemyeşil ve gölgelik kılmış. Köprüyü aşıp köy tarafına geçtiğinizde adak yerleri ve ermişlerin mezarlarını görebilirsiniz.
Her yıl binlerce kişinin ziyaret edip, pınarın başında dua ettiği, kurbanlar kesip, mum yakarak adaklar adadığı bu yer, yüce dağlara, ulu pınarlara veya ağaç, kaya gibi doğal varlıklara tapmanın devam eden canlı bir örneğidir. Ben denemedim, ama siz isterseniz girişin hemen alt tarafında derenin başlangıcına yerleştirilen tahta masalarda, ayaklarınız buz gibi suyun içinde dinlenip piknik yapabilir ve serinleyebilirsiniz.
Akşam üstü, bölgede inatla ve onurla turizmi yaşatmaya çalışan doğa tutkunu güzel insan Mahmut Ağabey, Kemal ve muhtarla birlikte ünlü kırmızı pullu alabalıkların tadına bakıyoruz.
Çadırın içi soğudu bile. Son zırhlı devriye aracından sonra, gece boyunca yoldan tek bir araç geçmiyor, vadi şimdilik gündoğumuna kadar karanlıkta ; Munzur’un hiç kesilmeyen uyumlu sesi, hırçın gece yaratıklarının arsız soluğunu bastırmakta.