Skip to main content

IRAN - CENNETİN KAYNAĞI SAVALAN

Güzelliğin, gücün ve yüceliğin simgesi olan dağ, aynı zamanda Yaratıcının kutsallığını ve sonsuzluğunu da yansıtır. Tanrı’nın elçisi Hz.Muhammed’e ilk vahiy Hira dağının zirvesinde inmiştir. Hz.İsa, Golgotha’nın doruklarında çarmıha gerilmiş, Hz.Musa Tanrıyla Sina dağında tanışmış ve Zarathustra Avesta’yı Savalan dağının yüksekliklerinde yazmıştır.

Orada gerçek ile efsane ve mit birbirine karışmıştır : gerçek, çünkü peygamber efendimiz bu yer için cennetin kaynağı demiştir ;  mit, çünkü Tus bilginleri tarafından dizelere dökülen (Firdevsî) ve Keyhüsrev, Fariborz Rad ve Bahman Dej’i karşı karşıya getiren savaşlar Savalan dağının önünde yapılmıştır ; ve nihayet Azerilerin  inandığı efsanedir : “Savalan dağında kar az olduğunda, kıtlık kapımıza dayanmış demektir”. Erdebil ve Savalan savaşçıların ve kahramanların yurdu olmuştur.  Babak Koram Din ve Şah İsmail cesaret ve yiğitliklerini Savalan’da sınarlar ve ardından Erdebil’de unutulmayan direnişlerine girişirler. Bizler, Tahran’daki Kâtam-ol-anbiâ otelindeki dağcı ekibinin üyeleri olarak, Savalan Dağına tırmanış için sıcak yaz mevsimini seçtik. Bu amaçla tarihi bir kent olan Erdebil’e gitmek üzere yola koyulduk.

Eskiden Artavil ismi verilen Zerdüstçülerin kutsal kentine, Sasani devrinden itibaren Bârân-Pirouz  adı verilmeye başlandı. Yüzyıllar sonra, Erdebil’deki Şeyh Safi-Al-Din’in ölümünden sonra kent, umutların Kâbesi, Sufiliğin Mekke’si ve gizemci yolun müritleri için kutsal bir yere dönüştü. Safevîler döneminde, her kim günah işlerse Erdebil’e sığınırdı. Böylece kent zamanla Dar-al-amân ismini de almıştır.

Bu tarihsel bölge, aynı şekilde tarihi açıdan önemli bir dağa, Erdebil’in 48 km batısında bulunan bir yanardağa da evsahipliği yapmaktadır. Bu yükselti, Erdebil’in kuzey-batısında bulunan Kareh-Su vadisinden Ahar’ın güneyindeki “Kuss Dağı”nın yüksekliklerine kadar uzanan görkemli bir dağdır. Doğudan batıya 60 kilometrelik bir uzunluğa ve yaklaşık olarak 48 kilometrelik bir genişliğe yayılır. Bu dağın en yüksek noktası, 4811 metre yükseklikteki Sabalan ya da Sultan Savalan doruğudur. Demavend dağından sonra İran’ın en yüksek ikinci dağıdır. Bu devasa kütle, Erdebil, Meşkin-Şehr ve Sarâb kentlerinin oluşturduğu büyük bir üçgenin tam ortasında yer alır.

Savalan Dağına çıkmak için birçok yol izlenebilir ; ancak bunların en uygunu ve en yaygın olarak kullanılanı, “Kutur Suyu” ve Şâbil  sıcak su kaynaklarından başlayan rotadır. Bu rotayı kullanmak için, Erdebil’den Meşkin-Şehr’e giden yolu izledikten sonra bu yolun 60 ncı kilometresinde, kaplıcalara giden ikinci bir yola sapmak gerekiyor. 30 kilometre sonra, “Lâhrud” köyünü geçtikten sonra, önce muhteşem “Kutur Suyu”na ve oradan da sonra Şâbil kaplıcalarına varılır. Burası birinci kamp yeri olarak en uygun yerdir. Ancak bugünlerde, benzerleri arasındaki en iyi tesis olan Şâbil talasoterapi merkezi hizmet dışıdır. Buna karşın, sıcak su kaynaklarından yükselen kükürt kokusu bütün bölgeyi kaplayan küçük bir köy olan “Kutur Suyu”, ziyaretçileri daha iyi ağırlayacak ve onları memnun edecek bir yerdir. Savalan çevresinde, Sar’eyn’den “Kutur Suyu”na kadar, dağınık durumda ama kolayca bulunacak konumda birçok sıcak su kaynağı bulunuyor. Bazı jeolojik araştırmalara göre, Savalan Dağı ve sıcak su kaynakları, bölge topraklarında Üçüncü Zamandaki (Tertiyer dönem) volkanik etkinliğin sonucunda oluşmuştur. Bu volkanik etkinlikler aynı zamanda, Sahand gibi başka yüksek irtifalı dağların oluşmasına da neden olmuştur. Bu sıcak suların kimyasal ve hidrolojik analizi yeryüzünün derinliklerinden kaynadıklarını göstermektedir. Su, değişik toprak katmanlarını aşarak, başta karbonat ve sülfat olmak üzere mineral yönden oldukça zenginleşiyor. Bu sular sıcak su kaynağı olarak tedavi edici niteliktedirler. Bu amaçla birçok gezgin ve hasta şifa bulmak amacıyla buraları ziyaret etmekte, ve bu hareketlilik, bölge halkı için önemli bir gelir kaynağı oluşturmaktadır.

Dağın güzelliği Şâbil’den itibaren dikkat çekmektedir. Bu uzaklıktan, karlı Savalan Dağı beyaz bir koniye benzemektedir. Şâbil’den hareketle, ilk dağ barınağına ulaşmak için ciple 45 dakika yol almak yeterlidir. Ama benzersiz doğal güzelliklerin tamamıyla tadını çıkarabilmek için bu yolu yürüyerek katetmeniz önerilir. Ekibimiz yürüyerek, yavaş yavaş ilerlemeye devam ediyor. Hava serin ve güzel. Bahar kokuları bu bölgeyi hiç terk etmiyor. Her şey, her yer harika ve irtifa kazandıkça dağın yamacındaki güzellikler çoğalıyor. Bölgenin tümünde geniş yeşil otlaklar göze çarpıyor. Bu dağdan kaynaklanan, Anzân, Kiâv, Meşkin ve Kotur gibi kuzey yamacından akan birçok akarsu Kareh-Su’ya dökülür. Güney yamacında ise daha sonra Talkeh-rud’a katılan, Dari, Zuru, Zarnak ve Alân akarsuları bulunmaktadır. Bu ırmaklar toprakların verimliliğinin artmasına da neden olurlar. Örneğin zengin tortulara sahip Mokân yaylası, çiftçilere ve hayvancılara muhteşem otlaklar sunmaktadır. Bu yaylaların yeşili, dağdaki karlardan, aralıksız yağışlardan ve buzulların erimesinden beslenmektedir. Ulusal Çevre Enstitüsü’nün bir raporuna göre bu dağda, nane, gelincik ve düğünçiçeklerinin de aralarında bulunduğu 3000’e yakın bitki türünün bulunduğu belirlenmiştir. Yamaçlarındaki çiçek ve bitki bolluğu sayesinde bu bölgede İran’ın en ünlü balı üretilmektedir. Çevre tepelerde gördüğümüz birkaç tavşan, bu dağın, yüksekliklerde yaşayan, dağ keçisi, yaban keçisi, yaban koyunu, boz ayı, tilki, kurt ve geyik gibi hayvanlar için doğal ve mükemmel bir barınak olanağı sunduğunu bize anımsatıyor. Buralarda, sürüleriyle, tavukları ve sadık köpekleri eşliğinde, sade “Abeh”lerinde yaşayan köylüler yaşamaktadır. 

Savalan ve bölgenin diğer yerlerinde birçok küçük göl ve gölcük yer almaktadır. Buraları kuşlar için eşsiz yaşam alanları oluşturmakla birlikte balık yetiştiriciliğine de çok elverişlidir. Belki de “Sabalan” sözcüğü, gölcük, göl anlamına gelen “Su-Alan” sözcüklerinden türemiştir. Dehkhodâ Hoca “Sabal” sözcüğünü, bulutu terk eden, ama henüz toprağa kavuşmamış olan yağmur damlası olarak tanımlar. Sabalan’ın, bir tanrısal nitelik kazandırmak amacıyla bu sözcükten türemiş olması da olasıdır. “Anânnderâj” kültüründe, Savalan’ın, birçok müridin kendini duaya ve inzivaya adadığı yüksek ve görkemli bir dağ olduğu söylenmektedir.

Dört saat süren yürüyüşten sonra 3500 metredeki barınağa varıyoruz. Buradan, Savalan’ın kuzey yüzü ve sonsuz bulutları görülebiliyor. Güneyde, ayaklarımızın altında bölgeyi kaplayan kalın bulut tabakasını seyrediyoruz.

Barınak, herbirine yaklaşık sekiz kişinin sığabileceği dört küçük odadan oluşuyor. Ayrıca burada içinde ranzalar bulunan ve yaklaşık yüz kişinin yerleşebileceği bir büyük salon da yer almaktadır. Barınağın suyu dağın eriyen karlarından sağlanmakta ve elektrik için jeneratör ve telefon hattı bulunmaktadır. Acil gereksinimleri karşılamak için de bir büfe vardır. Barınak yerine temiz havayı tercih eden birçok dağcı, bireysel olarak ya da ekip halinde binanın çevresinde çadır kurabilmektedir.

Geceler eğlenceli geçmekte ve herkes bu coşkuya katılmaktadır. Ülkenin dört bir yanından, ve hatta yurtdışından gelen çeşitli dağcı ekipleri burada zirve tırmanışı için hazırlık yapmakta ve tırmanış öncesi malzemelerini gözden geçirmektedir. Yazın ortasında, barınağın içinde ısı geceleyin sıfır dereceyi bulabilir. Dolayısıyla buna uygun giysilerle donanmış olmanız gerekmektedir. Büyük kentlerde uzun süredir yapmayı unuttumuz bir şekilde, yıldızlı gökyüzünü izlemek bizi tam anlamıyla bir uzay yolculuğuna çıkarıyor. Güçlerimizi biriktirebilmek için, erkenden yatmamız gerekiyor; ancak aramızdan bazıları heyecanlarını bastırmakta biraz zorlanıyor.

Şafak vakti, namazdan sonra barınağı terk ediyoruz ve doğu yamacından tırmanışımıza devam ediyoruz. Sağ tarafımızda, dağın kuzey yüzünde geniş Şâbil ve “Kutur Suyu” ovasının ve “Dareh-Si” yamacının çayırları görülebiliyor. Solumuzda, dağın güney yüzünde ise Sar’eyn ve “Alvares” vadilerinin dik ve çarşaklı yamaçları yer alıyor.

Savalan’ın kayalarında güneş ışınlarının yansıması Yaratıcı eliyle çizilmiş muhteşem bir görüntüyü gözler önüne seriyor. Başından beri, patikanın dik eğimi Savalan’ın acemi dağcılara karşı hiç şakası olmadığını ve iyi bir hazırlık yapmadan zirvesine kolay kolay çıkılamayacağını gösteriyor. Yaklaşık bir saat sonra, zirve yolundan geri dönen dağ hastalığına tutulmuş ve oksijen eksikliği nedeniyle yüzü benzi solmuş ve bitkin düşmüş dağcılarla karşılaşıyoruz. Dağın devasa kayaları, kış mevsimindeki aşırı soğuk nedeniyle parçalanmış ve birçok yerden çatlamışlar. Genel olarak yapıları çürük olduğu için bunlara dayanmak ya da bunlara tutunarak tırmanmak hiç de güvenli değil.

Tırmanış ve iniş sırasında, rehber kullanılması gerekli değildir. Belirgin birçok patika ve işaret lehvası bulunmaktadır. Yükseldikçe bitki örtüsü azalıyor. 4200 metreden sonra, doğal buzullar, bütün yıl boyunca erimeyen kar katmanı ve kuru ve soğuk hava nedeniyle bitki örtüsü tümüyle ortadan kalkıyor.

4700 metre yüksekliğindeki Mehrâb Tepesinde biraz soluklanıyoruz ve zorlu patikalarda 4 saat ilerledikten sonra, “Talkeh Guli” buzulu adı verilen dik eğimli bir rampaya ulaşıyoruz. Bu buzulu da ardımızda bıraktıktan sonra, grup lideri el ele tutuşup gözlerimizi kapatmamızı istiyor. Sadece grubun en başında yer alan liderin gözleri açık durumda olmak üzere, birkaç metre ilerledikten sonra, lider bizden gözlerimizi yeniden açmamızı istiyor ve kendimizi bir düşün tam orta yerinde buluveriyoruz.

Kendisi ile ilgili bir hadis-i şerifte, Peygamber efendimizin, bir dua okuduktan sonra, müminlerine bu duayı kim okursa, Tanrı’dan Savalan’ın karlarına eşdeğer bir ödüle hak kazanacağını söylediği anlatılmaktadır. Müminler ona Savalan’ın ne olduğu sorduklarında, şu şekilde yanıt verir : “Ermenistan ile Azerbeycan arasında yer alan bir dağdır. Zirvesinde cennetsi bir kaynak fışkırır, ve bağrında peygamberlerin mezarı bulunur. Bu kaynaktan çok soğuk bir su çıkar ; çevresindeki su kaynakları ise çok sıcak ve yakıcıdır.”

Göl yüzeyinde güneş ışınlarının yansıması, tasavvur edilmesi zor ama gerçek bir resim oluşturuyor: parlayan kayalar ; suyun cennetin gözyaşlarını çağırdığı bir gökyüzü kaynağı ; sonsuzluk ve Tanrı’nın iyilikseverliği ; ve sonsuz merhameti olan karlar. Ve bütün bu imgelerle şaşkına dönen bizler, coşku gözyaşlarıyla yerlere kapanarak Tanrıya şükrediyoruz.

Göl yaklaşık iki hektarlık alana yayılıyor. Suyu saf ve tertemiz ve içinde hiçbir canlı yaşamıyor. Gölün yüzeyi, yılın birçok ayında kar ve buzla kaplı. Ancak bu mevsimde, yaz ortasında, karların büyük bir kısmı erimiş ve gölün hacmini arttırmış. İran’ın birçok kentinde insanlar 40 derecenin üzerindeki bir sıcaklık altında kavrulurken, soğuk hava, kalın  giysilerimize daha da sıkı sarınmamızı gerektiriyor.

 

( Fatemeh KOHANDANI’nin İran’ın “La Revue de Teheran” Dergisinin Mart 2006 sayısında yayınlanan yazısı Osman SOYSAL tarafından Fransızcadan çevrilmiştir. )

 

(http://www.teheran.ir/spip.php?article612)

(http://www.meteorhaber.com/content/view/479/)