Skip to main content

AFRİKA BOYNUZUNDA HAYATA KHAT’LANMAK

Tam boyutlu görseli gösterDünyanın neresinde olursanız olun kafanızın içindeki o gizemli şehir, inatçı çıkmazları ve karanlık merdivenleriyle hep sizinle birlikte yolculuk eder ve ‘arkanızdan gelir’. Şehir dediğime bakmayın; bu hiçbir zaman benim için İstanbul olmadı.

 

Belki emeğimi ömrüm pahasına satmak zorunda kalmadığım, topraktan aldığımı ona geri veren yeşillikler içinde, tutkulu ama iddiasız bir yaşam olabilir. Ya da belki de kader birliği içerisinde olduğum insanlarla kurduğumuz yanıltmasız, aldatmasız içten ama güleryüzlü küçük dünyamız.

 

Ocak ayının sonuna geldik bile. Dışarısı 35 derece; Afrika karakışının tam ortasındayız. Körfezden içeriye esen okyanus kaçkını nemli rüzgâr, kapkara bulutları önüne katmış çöl anakaraya doğru sürükleyip duruyor. Öylesine kesintisiz bir akış ki bu, yağış yüklü bulutlar güneşin altında kavrulmuş toza toprağa yağmur bırakmaya fırsat dahi bulamıyorlar. Elektriklenmiş saçlar gibi dalları yukarıya kalkmış duran bodur akasyalar, Balbala’nın yoksul evlerinin önünde, sağında solunda duvar diplerinde veya kamyon altlarında buldukları gölgede sereserpe yatan insanlar, Hindistan’daki inekler gibi ortalıkta özgürce salınan uzun toynaklı güdük bücür keçiler ve ağırçekime alınmış, hırssız ve takıntısız kapkara kaderli bir varoluş.

 

Otuz iki yaşında, 750 000 nüfuslu bu genç küçük ülkede yaşam sabahları bir hayli erken başlıyor. Saat 12:00 -16:00 arası bütün dükkanlar, devlet daireleri kapanıyor ve işler tümden duruyor. İnsanlar, işyerlerinde, evlerinde, sokaklarda Etiyopya’dan gelen Khat*’ları çiğneyip, kısa bir süre sonra yoksulluğun bağrında kıpkırmızı kesilmiş gözaklarıyla uyuşup en zengin düşlere dalarak sızıp uyuyor. Eğer Khat’ı biraz fazla kaçırmışsanız öğleden sonra uyumanız zorlaşıyor ve öğlenin gündüz düşleri zorunlu gece mesailerine kalıyor. Khat bitkisinin defne yaprağına benzeyen 10-15 santimetre uzunluğundaki taze uç sürgünleri küçük demetler halinde kentin her yerinde, yol kenarlarında, okul önlerinde, devlet dairelerinin önünde kurulan tezgahlarda satılıyor. Bu yaprakların uyuşturucu etkisi 4-5 saat boyunca devam ediyor. Khat’ın ithali ve ülke içindeki dağıtımı bizzat devlet kurumları tarafından örgütleniyor. Devlet Başkanının Etiyopya’da kendi mülkiyetinde khat bahçeleri olduğu söyleniyor. Afar ve İssa’ların bu küçük ülkesinde her türlü sömürüye, geri kalmışlığa ve aşağılanmaya zorunlu olarak boyun eğen bu halkın khat ikmalinde bir gün sorun yaşanınca tüm uyuşukluğunu üzerinden atıp ayaklandığı biliniyor. Ülkede khat kullanımı önünde hiçbir yasal engel bulunmuyor. Ancak khat’ı yurtdışına çıkarmanıza izin yok; havaalanında khat ile yolculuk etmenin yasak olduğunu hatırlatan birçok uyarı lehvaları yer alıyor. Yerliler Amerkalı bilim adamlarının uyuşturucu ve zayıflatıcı etkisi olan bu bitkiden örnekler alıp ülkelerine götürdüklerini anlatıyorlar.

 

Ağaçtan ağaca uçuşan kara gölgeler ilk gelenlerin dikkatini hemen çekiveriyor. Şehirdeki çöplerin fazlalığı bu kara gömlekli uğursuz ama akıllı hayvanların sayısının artmasına yol açmış. Buranın köpekleri de, kedileri de insanlar gibi az beslenmiş,  zayıf ve cılız yapılı. Bu topraklar stratejik konumu gereği tarih boyunca yabancıların ilgi odağı olmuş. 25 yıl devam eden Osmanlı egemenliğinin yanı sıra, uzun süre Etiyopya Krallığının denetimi altında kalmış. Eskiden Habeşistan (Köleler Ülkesi) olarak bilinen bu topraklarda tarihte bilinen en eski uygarlık izleri bulunmuştur. Afar bölgesinde yapılan arkeolojk kazılarda 3 milyon yıllık insan iskeleti kalıntılarına rastlanılması buranın çok eski çağlarda bir yaşam alanı olarak kullanıldığını göstermektedir.

 

Afrika’nın karaderili insanlarına oldum olası hayran olan soluk derili Fransızlar, 1962 yılında yerel kabile şefleri ile antlaşma imzalayıp (daha doğrusu para ile bu toprakları satın alıp) 1888’de Cibuti kentinin kuruluşuna önayak olmuşlar. Bölge, önce “Somalilerin Fransız Kıyısı” daha sonra da “Afar ve İssa’ların (Fransız) Toprağı” adını alıp koloni halini almış. LPAİ (Bağımsızlık için Afrika Halk Hareketi)’nin otuz yıllık mücadelesi sonucunda sömürgeci yönetim 8 Mayıs 1977’de bir referandum düzenlemiş ve bölge halkının büyük çoğunluğu bağımsızlık yönünde kararını vermiş. 27 Haziran 1977’de bağımsızlığını ilan eden ülkede bugün iki yabancı ülkenin askeri üssü bulunmaktadır. Bu yardımsever devletlerin herbiri bu üsler için yerel hükümete 30 milyon dolar yıllık kira ödemektedir. Ancak Cibuti asıl gelirini önemli bir ikmal ve transit noktası hâline gelen limanından elde etmektedir.

 

Ülkelerinde güzelce aşılanmış besili güneş gözlüklü beyaz adamlar kentin ana caddelerinde bir aşağı bir yukarı dolaşıp duruyorlar. Alçaktan uçan Fransız Mirage uçakları kafası dumanlı yerlilere uzak, ulaşılmaz bir dünyaya ait seraplar yaşatıyorlar. Yukarıda petrol ikmal yollarının güvenliği içi havaya saçılan milyon dolarlar, aşağıda bütçe yetersizliğinden kol gezen kolera, tifo, hepatit B-A, polyomit, difteri, AIDS, sarı humma, sıtma... Ortasından kanalizasyon akan tek katlı barakaların önlerinde sereserpe yere uzanmış bir deri bir kemik kapkara bedenler yaşamda tek bir şeye şükrediyorlar: bir demet khat. Gündeliği çiğneyerek şimdiki zamanın ağırlığına ve çaresizliğine biraz daha katlanabilmenin biricik mucizevi çaresi.   

 

* Latince Catha Edulis : Etiyopya’da ve Yemen’de yetişen bir cins her dem yeşil bitkinin (ağaçcık) adı. Bu bitkinin uç sürgünlerinin çiğnenmesi anfetamin benzeri uyarıcı bir etki yaratır. Açlık ve yorgunluğun etkisini azaltır. Bu bitkinin yapraklını çiğneyen yöre insanları uzunca bir süre yemek yemeden ve su içmeden çöl koşullarına dayanabiliyor. 

( http://www.meteorhaber.com/content/view/495/ )