Skip to main content

PEKADUZ

 See full size imageSokağa adım atmaz, ince, kara bir gölge peşime düşüyor. Daha on, on beş metre ilerlemeden karaltılar çoğalıyor ve ardımdan gürültülü bir toz havalanıyor. “Şef”, “patron”, “mösyö”, “mon ami!”…

 

 

 

Durup arkamı dönsem küçük bir ordunun kuşatmasına maruz kalacağım. Durmuyorum, ilerliyorum; sesler de hacim arttırarak beni izliyor. Sonra insanların güpegündüz işediği ya da ihtiyacını gördüğü ıslak duvar diplerinde, sağa sola park etmiş hurdalık araçların gölgelerinde yere yatmış bedenler de ayağa kalkarak peşimden geliyor.

 

Bunlar, beyaz adamların büyük cipleriyle çoluk çocuk gittikleri lüks marketlerin önlerinde avuç açıp dilenen kolsuz ve bacaksızlardan, cücelerden ya da elinde taze mürekkep kokan ‘Nation’ gazetesini satan yaşlı kadınlardan daha iradeliler. Benden ısrarla iş istiyorlar. Savuşturmaya niyetlensem de gerekçelerimi dinlemiyorlar. İstekli ve asabiler. Araca binip uzaklaşmaya çalıştığımda üzerinde göz alıcı mavi renkli bir yerel giysi bulunan uzun boylu biri aracın kapısına asılıyor. Derdimi anlatmaya çalışıp işçi bulma kurumuna yönlendirsem de o sinirlenerek ve bağırarak kendisini işe almam gerektiğini söylüyor. Konuşurken şekil değiştiren yüzünün gerdiği ağzından gözüme tükürükler saçıyor. Kapıya son gücümle asılıp adamın kolunu kırmadan zor kapatabiliyorum…

 

Yattığımız evin kapısını zorlayan mahallenin gençleri gibi, polis müdürlerinin, bakanların, müsteşarların, subayların akrabaları da iş istiyor. Gece onda ofisin kapısını çalan adam, karşılaştığımız korumalar, jandarmalar, polisler hepsinin derdi aynı. Pekaduz’ta şantiyeye girmeye çalışan iş makinelerine taş atan elli kişilik kabile üyeleri de aç dolaşan adamlarına şantiyede görev verilmediği için ayaklanıyor. Olaylara müdahale eden yerel jandarma ekipleri anlaşmazlığı işe akrabalarını yerleştirmek için bir araç olarak kullanma hevesindeler. Bunlar ülkenin anlaşmazlık halinde olduğu Eritre sınırına sürgüne gönderilmeyen şanlı göbekli askerlerden. 

 

                                                           * * *

Pekaduz, volkanik siyah renkli kayaçlarla kaplı kıpkırmızı topraklı çölün başladığı noktada, develerin cirit attığı bir bölge. Cibuti şehir merkezine on iki kilometre uzaklıkta olduğu için, buradaki kilometre taşından hareketle bölgedeki yerleşime PK12’nin Fransızca telaffuzu olan ‘pekaduz’ denmiş. Yirmi yıl kadar önce ilk olarak Somali’den göç eden Afar göçmenlerin kurduğu bu gecekondu bölgesine zamanla Cibuti’nin yoksul yerlileri de yerleşmiş. Briket evlerin bulunduğu merkezde kısmen elektrik ve su altyapısı bulunmakla birlikte mahallenin kıyısında bulunan daha da yoksul bölgelerdeki teneke evlere hiçbir hizmet verilmiyor. Halbuki iktidara ömür boyu yerleşmiş sevgili 'değiş tonton' Devlet Başkanı, bizzat khat yetiştirmeyi denediği ülkenin kuzey kesiminde yer alan nadir yeşillik bölgede bulunan malikanesine giderken bu bölgenin hemen yanı başından geçen otoyolu kullanıyor. Mahallenin deniz kıyısında, artık kapasitesini zorlayan Cibuti limanına transit olarak gelen içi zengin mallarla dolu konteyner trafiği yükünü azaltacak olan yeni Doraleh Limanı bulunuyor.  

Ortalama yaşam süresi 41 yıl olan bu güzide ülkede nüfusun büyük çoğunluğunu 25 yaşın altındaki gençler oluşturuyor. Özellikle Somali ve Etiyopya’dan gelen göçmenlerin de etkisiyle işsizlik hat safhada.

 

Pekaduz’un yakınlarında, kentin büyük varoşu Balbala’nın sahil kesiminde, yolun kıyısına, teneke evlerin kenarına dizilen halk, önlerinden hızla geçen son model Japon ciplerini izliyor. Kentte özellikle yağış dönemlerinde yaygınlaşan kolera, tifo, dizanteri gibi salgın hastalık vakalarının birçoğu bu mahallede ortaya çıkıyor. Buralarda beyaz adamın yalnız gezmesi pek önerilmiyor. Yerli halk özellikle fotoğraflarının çekilmesine çok tepki gösteriyor. Kendilerini cangılda ya da hayvanat bahçesinde kafese konulmuş bir hayvan gibi hissediyorlar. Çok ısrar edilmesi durumunda dillerini konuşamadıkları soluk benizlilere kendilerini taşla ifade etmeye başlıyorlar. Balbala’da, Afrika’daki tek Amerikan Üssü olan Camp Lemonier’den gelen silahsız ve sivil yankee’ler akşamüstleri ücretsiz İngilizce dersleri veriyorlar. Üssün ayrıca bölgede İngilizce yayın yapan ve deniz piyadelerinden başka kimsenin dinlemediği bir radyosu da bulunuyor. Buna karşın Amerikalıları çarşıda görmek çok mümkün değil. Bölgedeki askeri üslerinde 2500 personel bulunduran ve uzun zamandan beri burada yerleşik olan Fransızlar ise her zamanki gibi daha sosyal davranıyorlar. Halka karşı güler yüzlü görünüyor. Ülkenin turistik olanaklarından olabildiğince yararlanmasını biliyorlar. Sınır Tanımayan Doktorları, Kültür Merkezleri, eğitim yardımları, yerleşik tüccarları ile farklı ve ince bir sömürgecilik anlayışına sahip olduklarını hemen belli ediyorlar. Uzun sömürge dönemi boyunca bu halklara askeri üs ve vahşi sömürüden başka hiçbir şey verememiş olmanın hesabını vermeye hiç yanaşmıyorlar.    

                                                 

* * *  

 

Pekaduz’un üst tarafından geçen yolun kıyısında alay sancağı gibi dalgalanan ve uzun sopalar üzerinde üzerinde ay ve yıldız bulunan yeşil ve kızıl bayraklar asılı. Bunlar buradaki ünlü ‘Murabut’(Marabout)un mekânını işaret ediyorlar. Bu Marabu'lar halkın saygı gösterdiği bir çeşit dervişler. Mekânları müritlerin toplandığı zaviyelere benziyor. Halk burada bunlara çok itibar gösteriyor.   

 

Ülkeyi baştanbaşa saran çöpler bu bölgede uzun dikenli akasyaların dallarında toplaşıp birikmiş. Arazide sıklıkla karşılaşılan, kimi yerde tek başına kimi yerde ise topluluk halinde bulunan dikenli akasyalar bu ülkede uğursuz sayılıyor. Akasyaların dallarıyla oynayan küçük çocuklar çoğu zaman ince uzun dikenlerle yaralandığı ve hatta bunların gözlerine batması sonucunda kör oldukları için bu ağaçlar lanetlenmiş.  

Limandaki askeri Amerikan gemisi üsse lojistik destek sağlayan konteynerleri boşaltıyor. Fransız miraj uçakları alçak uçuşla yeri göğü inletiyor. Hörgüçlü inekler, develer, dikenli akasyaların altında yaşamın ağır çekime alınmış stressiz akışını izliyor. Pekaduz’a giden yol üzerinde, kentin hemen yanı başından akan derenin çamurlu sularında yıkanan yerlilerin keyfine diyecek yok. Akıl almaz şiddetteki gel git hareketi limanın yanındaki bir kilometrelik deniz suyunu geriye çekmiş. Kuşlar çekilen suyun ortaya çıkardığı balçıkta yiyecek aramaya başlamış bile. 

( http://www.meteorhaber.com/content/view/496/405/ )