CİBUTİ
Kızıl Deniz ve Hint Okyanusunun kıyısında bulunan ülke, Arap Yarımadası’ndan (Yemen) 30 kilometre genişliğindeki Bab el-Mandeb boğazıyla ayrılır. Başkenti Cibuti kentidir.
Cibutililer çok zengin bir etnik farklılığa ve çok çeşitli bir kültür mozayiğine sahiptirler.
Kumdan doğan şehir
19 ncu yüzyılın başından itibaren Fransa, Afrika Boynuzuyla ticaret ilişkileri kurmaya başlar. 1862’de, Paris’te, Fransız Devleti bölgenin kanaat önderleriyle bir ittifak ve dostluk anlaşması imzalar. 1869’da Süveyş Kanalının açılmasıyla birlikte, tüccarların önderliğinde ‘Obock Toprakları’nın gelişimi gözlenir. Ambouli ve Doraleh’te bulunan su kuyularından faydalanan ve buralarda barınan Arap denizcileri için madrepor kayalıklı Cibuti kıyıları derin sularıyla bir liman yapımına daha uygun bir konumdaydı.
Mart 1888’de, Fransız Hükümeti’nin ilk valisi Vikont Léonce de Lagarde de Roffeyroux, bugünkü 27 Haziran Meydanı’nın bulunduğu yerde bulunan bir pazardan ibaret olan Cibuti kentinin kuruluşunu resmen ilan eder.
1893’te 1200 nüfustan ibaret olan Cibuti kentine, 1895’te idari kadrolar yerleşir ve yeni başkent yavaş yavaş oluşturulmaya başlanır. Liman binaları, ticarethaneler ve idari hizmet binaları inşa edilir. Ardından tuzlaların ve demiryolunun inşaası kente İkinci Dünya Savaşı’na dek süregelen genel yapısını kazandırır.
Bağımsızlığa Doğru
Önce ‘Somali’nin Fransız Kıyısı’, ardından ‘Afar ve İssa’ların Fransız Toprağı’ adını alan bölge, Fransa’nın sömürgelerini dönüştürme süreciyle birlikte 27 Haziran 1977’de bağımsız bir cumhuriyet hâlini almıştır.
Cibuti Cumhuriyeti
Cumhuriyetin armasında Afar ve İssa avcılarının geleneksel bıçakları yer alır. Bir mızrak ve kalkan savaşçıyı, kızıl yıldız bağımsızlık için dökülen kanı temsil eder.
Bayrağa gelince, yeşil renk yaylaları, mavi renk gökyüzünü, beyaz renk barışı ve kızıl yıldız ise yine bağımsızlık için dökülen kanı temsil eder.
Cibuti’den Manzaralar
Birçok tektonik lehvanın kesiştiği noktada bulunan Cibuti, eski kraterleriyle, devasa taşlaşmış lav tarlalarıyla kısmen ay yüzeyine benzer manzaralar sunmaktadır. Yakın zamanlarda etkinlik gösteren Ardukoba Yanardağı en son 1978’de lav püskürtmüştür. Afrika Boynuzunu baştan başa geçen Rift Vadisi bu madeni kasırgaların bağrında son bulur.Cibuti dünyanın en sıcak ülkelerinden biridir. Çok sert tropikal iklimin hakim olduğu ülkede hava sıcaklıkları yaz mevsiminde 45 derecenin üstünde seyretmektedir. Sıcak mevsim Mayıs ayından Eylül ayına kadar 5 ay kadar devam eder. Suyun eski seviyesinin tanığı olan Abbé Gölü’nün balçıklı düzlüğünün elli metre üstüne uzanan kaya kuleleri, deniz seviyesinin 155 metre altında yer alan tuz ovasında Assal Gölü’nün gökyakutu rengine bürünmüş manzarasının benzerine dünyada rastlamak mümkün değildir.Deniz kıyısında çarpıcı güzellikler bulunmaktadır: Havadan bakıldığında dalgaların üstünde yüzer gibi görünen Cibuti Yarımadası ve gün doğumunu arkasındaki yüksek dağların gölgesinde sükunetle izleyen kıyısıyla beyaz kent Tadjoura gibi. Kıtanın uzantısı boyunca ve Maskali bölgesinin adalarının berrak derinliklerinde eşsiz su altı güzellikleri vardır. Volkanik kökenli ‘Yedi kardeşler’ adaları çok zengin bir su altı canlılığına sahiptir. En ilginci Ras Syan’ın kıyısında bulunan çok geniş Mangrov (sıcak kuşaktaki deniz kulaklarında, koylarda, ırmak ağızlarında çok yaygın olan, her dem yeşil olan yapraklı orman) ormanları bulunmaktadır. Tadjoura körfezinin kuzeyinde, biraz yükseklerde bugün nadir bulunan bir bitki örtüsüne sahip bin yıllık bir orman bulunmaktadır : Day Ormanı.
Cibuti kenti
Ünlü 27 Haziran meydanı (eski Ménélik Meydanı) konuksever birçok kafeterya, otel, her türden mağaza, eczane ve döviz bürosuna ev sahipliği yapar. Lagarde Meydanında ise bankalar ve Ticaret Odası gibi kurumlar bulunmaktadır. Etiyopya Sokağı gece hayatının hareketli olduğu bir bölgedir. Burada birçok küçük bar ve lokantanın yanısıra diskolar da yer almaktadır. Sinekler Sokağı her türden ürünü satan dükkanların bulunduğu en ünlü yerlerden biridir. Bir diğer çekim merkezlerinden biri de Brazaville Caddesinde bulunan küçük hediyelik eşya dükkanlarıdır.Kentte birinde bir Türk Müdürün yönettiği bir kumarhane bulunan iki adet beş yıldızlı otel yer almaktadır.
Assal Gölü
On kilometreden fazla bir alana yayılan okyanus suyundan gelen nemli tuzuyla deniz seviyesinin 155 metre altındaki Assal Gölü, Afrika kıtasının en alçak irtifalı noktasıdır. Eşsiz Assal Rift’inde gökyüzü altında devinim halindeki bir okyanusun tabanına doğru yürüyebilirsiniz. Siyah ve pürüzlü lav tarlalarına doğru sokulan Eritre Denizi, milyonlarca yıl sonra Atlantik Okyanusu kadar geniş bir alana yayılacaktır. Kenarları fırtına tarafından ayağa kaldırılmış kızgın dalgalara benzeyen dağlarla çevrili ve birbirinin içine girmiş üç çemberden oluşan muhteşem bir gösterinin tam karşısındasınız : siyah volkanik taşların oluşturduğu siyah çember ; tuzun oluşturduğu parıltılı gümüş çember ; ve nihayet Assal Gölünün ölü suyunun oluşturduğu mucizevi derin bir mavi. Kıyıdaki tuz çok eski dönemlerden beri göçmen Afar kabileleri tarafından işletilmektedir. Bu değerli ticaret ürünü deve kervanlarıyla Etiyopya sınırına kadar taşınır ve giysi ve gıda maddeleriyle değiş tokuş edilirdi. Bu yöntem gümüzde de sürdürülmekle birlikte, 1998 ilkbaharından beri daha sinai bir işletme biçimi örgütlenmiştir: Tuz üretimi daha büyük kapasiteye sahip olan buldozerlerle yapılıyor ve üretilen tuzun ulaşımı ise ne yazık ki artık kamyonlarla gerçekleştiriliyor.
Abbe Gölü
350 kilometrekarelik geniş alanı ve denizden 245 metre yüksekteki konumuyla Etiyopya sınırındaki Abbe Gölü, 6000 yıllık eski bir gölün tanığı ve geçmişteki denizin işaretleri olan kireç bacalarıyla düşsel bir dünyanın kapılarını açar bize.Burası, onu bundan birkaç yıl önce besleyen Awash ırmağının sularının unuttuğu sülfür kokulu ilginç bir bölgedir. Gölü sürekli besleyen ve kimi yerlerde sıcaklığı 80-90˚C’yi bulan sıcak su kaynakları, ay yüzeyine benzer belli belirsiz kıyılarında dikkatle ilerleyen çobanlar ve sürüleri için uygun bir ortam sağlayan otlakları beslemektedir.Ünlü ‘Maymunlar Gezegeni’ filmi burada kurulan platolarda çekilmiştir. Flamingolar, karaleylek (İbis) ve pelikanlar, insanlığın beşiği sayılan bu bölgede arabesk manzalar sunmaktadır. Fosil deniz kabukları ve balıklar, fil, antilop ya da suaygırı kemik kalıntıları, şekil verilmiş bazalt taş bloklarda değirmentaşı izleri, M.Ö. 3000 yıllarında bol balıklı kıyılara sahip bu yerde insanoğlunun yaşamına ilişkin kanıtlar sunmaktadır.
Maskali Adası
Maskali ve Moucha, Tadjoura körfezinin orta yerinde bulunan ve Djibouti’ye tekneyle bir saat uzaklıkta olan mercan adalardır. Mavi-turkuvaz renkli sularında muhteşem mercan kayalıkları bulunmaktadır. Takalarla ulaşılan kumsalları özellikle haftanın son günü olan Cuma günleri çok ziyaretçi çekmektedir. Adalardaki yapılar Maskali feneri, Musha feneri gibi birkaç fenerden ibarettir. Bu adalarda yakın geçmişte Dünya Su Altı Balık Avlama Şampiyonası düzenlenmiştir. Moucha’da bir Mangrov ormanı vardır. Gelgit olayının etkisiyle sular çekildiğinde lagün adayı ikiye böler. Henri de Monfreid burada incili istiridye üretimini denemiştir. Asya’da afrodizyak olarak satılan köpekbalığı yüzgeci arayışındaki Yemen’li balıkçılar kimi zaman kamplarını buraya kurmaktadırlar.
7 Kardeşler
Kızıldenizin kıyısında, Bab el-Mandeb’te, Ras Syan ve Périm adasının arasında 7 Kardeşler adası (Sebas Adaları) yer almaktadır. Arap Yarımadasıyla Afrika lehvalarını ayıran Danakils fayı üzerinde bulunan bu volkanik kökenli adalar, Cibuti Cumhuriyeti’nde bulunan en güzel su altı zenginliklerine ev sahipliği yapmaktadırlar. Mercan ve balık çeşitliliğiyle bu bölge su altı dalış meraklıları için bir cennet konumundadır.
Day Ormanı
1500 metre irtifadaki çok özel bir ekosisteme sahip 3,2 kilometrekare yüzölçümlü Day Ormanı, biyolog ve botanikçilere kıta üzerinde süregelen derin değişimleri inceleme olanağı sunmaktadır. Bölge, Sahra Çölü ve Arap Yarımadasındaki dağların ormanlarla kaplı olduğu döneme ilişkin izleri barındırır.Day bölgesinin yüksek platoları ardıç, yabani zeytin, çalılık ve akasya ağaçlarından meydana gelen gerçek bir ormanın oluşmasına olanak tanımıştır. Ölü ağaçlar, dallar boyunca uzun saçlarını yerlere uzatan gri likenlere evsahipliği yapan bükük beyaz kollarını yere doğru uzatmaktadır. Değişim ve buluşma yeri olan Cibuti, Ornitoloji (Kuşbilimi) alanında farklı bir değere sahiptir : dünyada sadece bu topraklarda yaşayan Cibuti çil kekliği (Francolin)’i gibi yüzlerce kuş türünü burada izleyebilmeniz mümkündür. Bitki örtüsünün şaşırtıcı şekilde çeşitli olmasının yanı sıra, her ne kadar panter ve leopar görülemese de fiziksel ve iklimsel yaşam koşullarının zorluğuna karşın, fauna korunmuştur. Goda Dağlarının bütününde gözlendiği gibi, bu nadir bulunan özgün ve çeşitliliğe sahip ilkel ormana değen bulutların ve sisin taşıdığı nem, çok az yağan yağmurlara karşın ağaçların yaşamlarını sürdürmelerini sağlamaktadır. Bu orman günümüzde ne yazık ki tehlike altındadır. Gittikçe artan kuraklık, aşırı otlanma, bölgenin gelişen nüfusu ve son zamanlarda parazit bir mantarın ortaya çıkışı ekosistemin direncini kırmaya başlamıştır.
Ras Syan
Ras Syan, Kızıldenizin kıyısında, bir kumsal ve Mangrov ormanı arasında yer alan sönmüş bir yanardağdır. Volkanik kayaçların oksidasyonu, ona tepeden baktığı kumsalın rengiyle kontrast yapan kırmızımsı bir doku kazandırmaktadır.
Ghoubet Al-Kharab
Cibuti-Tadjourah yolunun kıyısında, biri büyük diğeri küçük ‘Şeytan Adaları’ da denilen iki volkanik ada bulunmaktadır. Denizin içinden çıkan bu iki parazit koninin oluşturduğu ada püskürme anında kırmızı renkli lavlar ve ateş yaydığı için çevresindeki insanlar şeytanın ürünü olarak gördükleri adalara bu adı vermiştir. Afar’lar büyük olanına büyük şeytan adası anlamına gelen ‘Kadda guinni koma’ küçük olanına ise küçük şeytan adası demek olan ‘Wonda guinni koma’ adını vermektedirler. Burası Tadjourah körfezinden çok rüzgârlı bir geçitle ayrılan küçük bir koydur. Sağında ve solunda 600 metre yüksekliğindeki falezler bulunur. Bu küçük koy dalgıçların yanısıra daha önce burada çekim yapmış olan J.Y.Cousteau gibi bilim adamlarının dikkatini çekmiltir. Şeytan deliği anlamına da gelen Ghoubet-al-Kharab’ adalardan büyük olanının çevresi mercan kayalıklarıyla çevrelidir ve hâlâ balıkçıların korkulu rüyası olmaya devam etmektedir. Kıyısı 1978 yılında patlayan yeni Ardoukoba yanardağının püskürttüğü katılaşmış kapkara renkli lav akıntılarıyla kaplı bölge Cibuti vatandaşları tarafından ‘lanetli’ sayılmaya devam edilmektedir. Ancak ülkedeki yerleşik Fransızların özellikle rüzgârın su sporları açısından sağladığı kolaylıklar nedeniyle ilgisini çekmektedir. Club Med buranın yamaçlarında bir tatil köyü inşa etmeye kalkışmışsa da 1992 yılındaki iç savaş bu tasarının gerçekleştirilmesini engellemiştir.
Obock
Obock geçen yüzyılda Kızıldeniz’e açılan gelişmiş bir limandı. Şehir Obock Sultanına aitti. ‘Fransızların Somali Kıyısı’ adı verilen ülkenin 1892 yılına kadar başkentiydi. Tadjourah’tan Obock’a giden yol Mablas dağlarının üzerinden geçmektedir. Eyalet ülkenin en az yağış alan bölgesidir. Liman için daha uygun bir konuma sahip olan ve Etiyopya’ya daha yakın bulunan Cibuti kısa sürede bu şehrin önüne geçmeyi başarmıştır. Obock açıklarında balık çok bol bulunur. Bu eyalette Médého, Waddi, Lahassa, Khor-Angar, Muolhoulé, Alaili-Dadda ve Daddato gibi köyler yer almaktadır. Bölge, daha sonra merkezi güçlerin bastıracağı iç savaştaki ayaklanma döneminde merkezi iktidara karşı Fransızların desteklediği asilerin merkezi olmuştur.
Tadjourah
‘Yedi Camili beyaz kent’ Tadjourah, aynı adı taşıyan körfezin kıyısında bulunan küçük bir kenttir. Cibuti’den Tadjourah’a kara (Kral Fahad yolu veya Birlik Yolu adı verilen karayolu) ya da deniz yoluyla ulaşabilirsiniz. Hemen arka tarafında Godda Dağları bulunmaktadır. Burası tarih boyunca sömürgeci Fransızların silah ve köle ticareti önemli bir merkez olmuştur. Ünlü ozan Arthur Rimbaud burada birkaç yıl yaşamış ve silah tüccarlığı yapmıştır. Kent bugün de hâlen bir Sultan tarafından yönetilmektedir. Sakinleri başkentin karmaşasından uzakta balıkçılık ve tarımla geçinmektedirler. Burası, Goda Dağı (1783 m), Mablas Dağları (1 370 m) ve ülkenin en yüksek noktası olan Moussa Ali Dağıyla (2021 m) eyaletler arasında en dağlık olanıdır. Eyalette Randa, Dorra, Assa-Gueyla, Sagallou, Adailou, Ribta, Day, Bankoualé, Balho ve Ambado adı verilen köyler bulunmaktadır. 1992 yılındaki iç savaş sırasında dağlık bölgede yaşayanlar bu bölgeyi çatışmalar nedeniyle terk etmek zorunda kaldılar. Randa ile Day arasındaki bölgede bulunan Bankoualé vadisindeli çağlayan yoldan itibaren 40 dakikalık bir yürüyüş ertesinde ulaşılabilecek, turistlerin ilgisini çeken bir yerdir.
CİBUTİ-ETİYOPYA Demiryolu
Cibuti’de varolan tek demiryolu kentin kuruluşundan tam on yıl sonra, 1898 yılında tesis edilmiştir. Fransızlarla Etiyopya Kralı Ménélik’in aralarındaki ticareti kolaylaştırma düşüncesiyle inşaa edilen Cibuti-Etiyopya demiryolu yapımı sırasında kötü beslenme, sıcaklık, susuzluk ve sivrisineklerin yol açtığı hastalıklar nedeniyle birçok işçi yaşamını yitirmiştir. Bu projenin gerçekleştirilmesi tam yirmi yıl sürmüştür. 7 Mayıs 1917’de Djibouti Valisi ve Kral Ménélik demiryolunun açılışını yapmışlardır. Bu demiryolu sayesinde birçok ortak noktası olan iki halk birbirine daha çok yaklaşma olanağı bulmuştur. Taze meyve, sebze, bal, kahve gibi Cibuti’de tüketilen gıda maddelerinin %75’i Etiyopya’dan gelmektedir. Khat ticareti çok önemlidir ve Etiyopya ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır. Etiyopya ve Eritre arasındaki anlaşmazlığın boyutlanmasından sonra, daha önce Etiyopya’nın Assab limanından yapılan uluslararası ticaret, artık zorunlu olarak Cibuti limanından gerçekleştirilmektedir.