Skip to main content

KAYAD'IN MAKUS KADERİ

 Kapısının iki yanında elli yıl önce sömürgeci Fransız ordusu tarafından kullanılmış hurda iki hafif zırhlı personel taşıyıcısı bulunan garnizonun önünden sağa saptılar.

Ana caddeden geçen ve ön camının iki tarafı uzun devekuşu tüyleriyle süslü dolmuşlardan farklı bir araç girdi mahalleye. Beyaz renkli çift kabinli iki yanında bir inşaat şirketinin arması bulunan yepyeni bir pikap. Beyaz sürücü aracı yolun kenarına yanaştırdı, hızla inip arka kapıya yöneldi. Önce sarı fosforlu yeleği olan terden sırılsıklam bir işçi indi aşağıya; sonra sızlayan bir incecik bedeni sürükleyerek yavaş yavaş aşağıya indirdiler. Ayakkabılarını ve ilaçlarının bulunduğu torbayı diğer kapıdan inen bir başka arkadaşı aldı. Yere basınca canı daha çok yanmaya başladı. Mahallede yolun kıyısına yakın bir noktada birikmiş kadınlar hemen harekete geçip yaklaştılar. Yanlarında duran çocukların sayısı birdenbire ikiye üçe katlanıp çoğaldı. Küçüklerin yüzü gülse de güngörmüş kadınlar durumu çabuk kavradılar.

 

Hurda çinkolarla çevrili barakanın içerisine bir askeri kamuflaj filesi artığıyla örtülmüş aralıktan girdik. Yerde boşuna döşek aradık. Onu toprak zemin üzerine konmuş bir mukavva kartonun üstündeki yıpranmış örtüye yatırdık. Canı yine çok yandı. Aile üyeleri bir bana, bir Kayad’a bakıyorlardı. Çok şaşkınlardı. Barakanın, hatta Balbala’nın Cheik Moussa mahallesinin bu kesimine ilk kez bir beyaz adam giriyordu.

 

Kayad ekmek kavgası verirken, yaş kerestenin kırılması sonucu üç metre yüksekliğindeki çatıdan aşağıya düştü.  İnşaatın hemen karşısında bulunan kentin en büyük Hastanesine arkadaşları tarafından aceleyle karga tulumba taşındı. Acil servis koleralı, tifolu ve kazalarda yaralanmış hastalarla doluydu. İlk başta uzanabilecek bir sedye bulsa da, bir süre sonra ondan daha ağır durumda olan hastalar bulunduğu için yere, taş zemine konuldu. Çekilen filmlerde vücudunda kırık belirlenmedi ama canı hâlâ çok yanıyordu. İlk denemesinde idrara çıkamadı. İki saat sonra ağrı kesici iğne vuruldu. Sonra bir iki saat de ortopedistin acil servise gelip bir kez daha çekilen dört filmi incelemesi beklendi. Kaza öğleden sonra olduğu için, öğlen 12’den sonra resmi dairelerde verilen uyuşturucu khat molası nedeniyle sigortadan sevki alınamadı. Ücreti peşin ödenmek zorunda kalındı.

 

Bu ülkede ortalama ölüm yaşı 41. İnsanlar kırk beş yaşını geçti mi kendini şanslı görüyor. Sigorta hastanelerinde diş çekimi uyuşturucu iğne vurulmadan yapılıyor. Ağır hastalar, ciddi kaza geçirenler tedavi edilmeden evlerine ölmeleri için geri gönderiliyor. İlaçlar özgün kutularında değil tane ile sayılıp küçük naylon poşetlerde veriliyor.

 

Kuraklıktan kavrulan taşlık arazilerin açıklarındaki denizde yapılan milyarca amerikan doları tutarındaki petrol ve mal sevkiyatı, bu topraklardan asırlar boyu ‘köle’ adı altında insan bedeni ticareti yapan ‘sonra da aleme bu konuda ders vermeye kalkan’ uygar ülkelerin buraya ilgisini daha da arttırmış. Basra Körfezinden Avrupa’ya, oradan da Amerika’ya doğru uzanan kanlı ve kirli bir deniz otobanı, 1500’li yıllarda bu yabani topraklara din ve uygarlık, acı ve azgın sömürü taşıyan beyaz adamların dönüşü olmayan kapıdan içi erzak dolu fıçılar gibi kalaslar üzerinden yükledikleri payandalı köle taşıyan ahşap gemilerin yerini almış. İnsan kanından sermaye birikimi yaratan köle tüccarları şimdi yardım kuruluşlarıyla günah çıkartmaya çalışıyor. Şoförlü uzun telsizli dev cipleri büyük şehirde bir aşağı bir yukarı dolaşıyor.

 

Birkaç kilometre ötede gelişmiş metropollerde obes vatandaşlarının aşırı tüketimini karşılamak üzere işleyen bir sevkiyat düzeni, bunu izleyen binlerce kilometrelik kıyıda açlık sefaletten susuzluktan ölen insan suretleri. Şişen karınlar, büzüşen mideler. Aşısız kaldığı için hastalıktan kırılan çocuklar, kadınlar, gençler. Un, pirinç lapa bulamadığı için ölen 300 bin ölü, bir buçuk milyon insan açlıktan ölme riski altında. Birleşmiş Milletlerin bölgeye daha bir yerleşebilmek için geliştirdiği ‘Umut Operasyonları’. BM Yasası 6 maddesine göre Peace Keeping (Barışı idame)’e göre yürütülen UNOSOM II operasyonu Peace Making (Barışı Temin) edememiştir. Adaletini sevdiğiminin dünyasında kıyıda insanlar kırılırken bir iki geminin muhtemelen petrol fiyatları üzerinde denetim kurmak amacıyla yine kendileri tarafından yönlendirilen ‘korsan’ unsurlarca kaçırılan ya da tehdit edilen bir iki gemi için bir kaşık suda kopartılan koskocaman bir fırtına. Black Hawk Down (Kara Şahin Düştü) filmine esin konusu olan 18 Amerikan askerinin öldürüldüğü ve cesetlerinin yerlerde sürüklendiği fiyaskoyu çabuk unutan yankee Somali’ye göz koymuş bir kere. Afrika Kıtasında ABD üssü bulunan tek ülke olan Cibuti’de Amerikan varlığı gün geçtikçe belirginleşiyor. İşgal altındaki Afganistan’da olduğu gibi burada da uyuşturucu ticareti devlet eliyle yönetiliyor ve dünyada barışı temin etme iddiasında bulunan güçler buna göz yumuyor. Kafası uyuşturucuyla biraz daha karışmış, aşırı dincilik ile işbirlikçilik ikilemi altında kalmış eğitimsiz insanlar kabile kabile ölmeye devam ediyor.      

 

Gelişmiş dünya devletlerinin son teknolojiyle donatılmış savaş gemileri körfezde bir aşağı bir yukarı peşi sıra dolanırken, yapılan atış tatbikatları bu sularda bol bulunan köpek balıklarını ürkütüyor. Korsanlar ise pek oralı değil. İstihbarat ağları ilkel ama gelişmiş. Eski balıkçı yeni korsanlar, ne zaman, nerede ve nasıl saldıracaklarını çok iyi biliyorlar. RPG7 ve AK-47’leri  sotada ellerinde misina ve ağlarla büyük gövdeli gemilerin yakınlarında avlanmaya devam ediyorlar. Unidentified ‘kimliği belirlenememiş’ hedef konumundalar. Yani saldırıya geçinceye kadar masum sayılırlar.

 

Kayad’ın sancısı dinmiyor. Hastanede yapılan ağrı kesici iğnenin etkisi zayıflamaya başladı. Sancı çığlıkları birkaç teneke öteden duyulabiliyor.  Cumartesi işbaşı yapacak gibi değil. Yeniden yere yatarak beklemeye mahkum edildiği kentin en büyük hastanesine gidip kontrol olacak. Karısı akşam için bulabildiği küflü pirinç tanelerinden ve tuzdan çorba yapacak. Ekmekleri yok.

 Cheik Moussa, Balbala, Gazi Mahallesi baraj üstü. İklim, ten, nicelik farklı, ama adaletsizlik düzeni her yerde aynı. Bizi hareketsiz kılan bu allahsız sıtmadan kurtulmadıkça, beynimizin içini sokan bu kentsoylu piçler bize oturma odalarından yol göstermeye devam ettikçe, içi artı değerimizle, yoksulluğumuzla yaratılan zengin mallarla tıka basa yüklü bu şaşaalı gemileri ağzımız açık izlemekten başka çaremiz yok gibi...