Skip to main content

Yıldız Dağı

Anadolu’da bin yiğit yaşar; bunlardan biri Meraküm Platosu’nda zalime kafa tutar, fakir fukaraya yol gösterir, ilim irfan öğretir. Yıldız Dağı mekanıdır.

Tekeli Hubyar Sultan’ın meskeni yaylası Yıldız, aynı zamanda Zeynel Abidin torunu Haydar Pir Sultan’ın da yaylası ve otağıdır. Yıldız nazargâh, Yıldız seyrangâh’tır. Dağın yamaçlarında tek katlı kerpiç, toprağa yarı yarıya gömülü köstebek evleriyle, sarı bozkırın ortasında küçük yeşil cennetler gizlenir.

 

Dağların şahı Yıldız Dağı’na çıkış için yaklaşım noktası olarak, kütlenin güneydoğu yamacındaki Sivas’ın Yakupoğlan Beldesini seçiyorum. Bu kesim hem dağa daha yakın hem de zirveye ulaşan rota üzerinde ağaçlık alan çok az. Bölgede bol miktarda bulunan ayılarla karşılaşmamak için önemli bir durum. 

 

Yakupoğlan kasabasının güneybatısındaki tepeye çıkıp, taş yıkıntıların bulunduğu bölgeyi geziyorum. Burası sit alanı ilan edilen Kaletepe Mevkii. Bölge, tarih boyunca Hitit, Lidya, Pers ve Roma uygarlıklarına ev sahipliği yapmış. Dönüşte, üç mahalleden oluşan beldenin şirin ve dar ara sokaklarında gezinirken çocuklar da bana eşlik ediyor. Beldenin korucu başına yarın dağa hangi rotadan çıkacağımı soruyor. Uydudan bölgede bir hareketlilik tespit edildiğini, bir iki haftadır teyakkuzda olduklarını, bu yüzden benimle birlikte gelmek istediğini söylüyor. Bu kilolu haliyle bana zor yetişeceğini gülerek anlatıyorum. 

 

Sabah, gün ağarmadan yola çıkıyorum. Belde henüz uyanmamış. Korucudan eser yok. Evlerinin yakınından geçtikten sonra, ardımdan, ortalığı ayağa kaldırmaya aday bir köpek havlaması fırtınası kopuyor. Dağın doğu yamacından hızlı adımlarla yükselmeye başlıyorum. İrtifa kazandıkça beldenin girişindeki göletin dingin manzarası daha da şekilleniyor.

 

Yıldız dağı volvanik bir dağ; ancak zirvesinde belirgin bir krater ya da kaldera oluşumu yok. Yakupoğlan’a bakan yamaçlarda eskiden sık meşe ormanları yer almaktaymış, ancak ağaçlar  bilinçsizce kesilerek zamanla geriye bodur ve cılız ağaç toplulukları kalmış. Zirveye yakın kesimlerde iri kaya parçalarından oluşan son püskürme alanları var. Ancak zirve kesimi dahil dağ bu mevsimde tırmanış açısından hiçbir zorluk içermiyor. Tokat tarafına bakan kuzey ve batı yamaçlarında ise hâlâ sık meşe ormanları yer alıyor. Ve dağdaki yaban hayatı daha çok bu ormanlık kesim içerisinde sığınak bulabiliyor. Yaban domuzları ve özellikle de ayılar. Üç tanesi zirveye yakın kayalıklarda güneşlenirken olmak üzere yol boyunca toplam beş ayıyla karşılaşıyorum. Neyse ki aramızdaki mesafeyi korumayı başabiliyoruz...

 

İki saat süren bir yürüyüşten sonra zirvelerin yakınlarına kadar geliyorum. Son kısımda, birbirinden iki yüz metre uzaklıkta biri kuzeyde görece alçakta kalan, diğeri de güneyde daha yüksekte ve üzerinde kale yıkıntıları olan iki tepe bulunuyor.

 

Güneşin yükselmesiyle birlikte, bulutlar da yavaş yavaş Yıldız’a doğru yükselmeye başlıyor. Yıldız Dağının zirvesinde (2537 m) kale kalıntıları yer almakta. Ancak hangi döneme ait olduğu konusunda kesin bir bilgi yok. Hitit dönemine ait olması muhtemel. Zirvenin kuzeye bakan tarafında sağlam küçük bir sur duvarı, odalar, koridorlar, ocak yıkıntıları yer almakta. Kale yıkıntısının yine batıya bakan yamacında, zirveye çok yakın bir noktada yamaçta saklı bir su kaynağı var.

 

Dağın batı yamacında Sarıyar bulunuyor. Uzaktan Güvez, Gökkaya, Yusufoğlan yerleşimleri görülebiliyor. Daha da uzaktaki küçük bir tepenin ardında ise Pir Sultan’ın Banaz’ı var ama köyün evleri bulunduğum noktadan görünmüyor. Tokat, Almus tarafları ise ormanlık ve yemyeşil.

Dönüşte, korucunun haklı sitemi ertesinde, öğretmen lojmanlarından birinin boyanmasına yardımcı olduktan sonra, Oğuz ve Yasin öğretmenlerin içten ve sıcak konukseverliği eşliğinde, lezzetli bir tavuk ızgara partisine hak kazanıyorum !

(http://www.meteorhaber.com/content/view/510/405/)