Skip to main content

SAAO, SAAO...

Tam boyutlu görseli gösterUyuşmuş, hayatlarından bezmiş, sendeleye sendeleye yürüyen insanlar ‘belki bir araba bana vurur da bu sefillikten kurtulurum’ beklentisiyle yolun orta yerinde ruhsatsız dolaşırken,

 karşı tarafta gördüğü yeşil plastik poşeti ot sanan keçilerden, ya da ana yol kenarında top oynayan küçük çocuklardan biri her an kendini arabanızın önüne atabilir. Öğlen saatlerinde tümden uyuşan bir topluluk. Trafik lambası bulunmayan bu bol döner kavşaklı kentte parlak leş sineği gibi parlak yeşil renkli üniformalarıyla temiz aile çocuğu trafik polisleri, günlük ‘khat’ paralarını toparlayabilmek için öğleden önce ‘pusu harekât’larını yoğunlaştırıyor. ‘STOP’ işareti önünde aracını durdurmayanın vay hâline! Gitti iki bin frank : en kalitelisinden iki adet körpe sürgünlü yeşil mutluluk ! 

Japon TOYOTA firması tanıtım hamlesi için çok yanlış bir mekân seçmiş olmalı. Toplu ulaşımı sağlayan midibüs ve minibüslerin hepsi aynı marka. Gerçi araçların üzerinde marka filan okunacak hâl kalmamış. Ön ve arka cephedeki kocaman ‘Obama’, ‘Deeq’, ‘Radar’ yazılarından ve aracın hurdahaş hâlde olmasından genelde marka okunamıyor. Büyük midibüslere Ghadi Humbuli, küçük minibüslere ise Basgagab deniyor. Ghadi ip cambazı anlamına gelse, Basgagab da olsa olsa kendini yarış atı zanneden bir yük katırına verilen ad olabilir.    

Özgün aynaları koparılmış, yerlerine şoförün khat sonrası dişlerini misvaklarken kendini izlediği, fiyonk kurdelalı çarpıcı renkli kumaşla sarılmış küçük yuvarlak tuvalet aynaları almış. Kimi araçlarda ön tamponuna sağlı sollu takılmış uzun deve kuşu tüyleri, egzostan çıkan ziftî dumanla birlikte araca ‘karakaçan’ havası vermeye yetiyor. Bu araçlarda –en azından lambası sağlam olanlarında- sinyal lambasını kullanmak uğursuz bir gelenek. Araç kafasına göre sağa sola işaret vermeden ‘power’ direksiyonun gücüyle kolayca dalabilmekte, çok gerekli görülürse siyah bir kol dışarıya çıkıp anlamlı hareketler eşliğinde, geçmemiz ya da durmamız gerektiğini bize ısrarla hatırlatmaktadır.  

Her bir yeri vuruk beyaz hayaletler için geçiş üstünlüğü diye bir sorun yok: onlar araçlarının çizdiği hayali yolda yalnız başlarına seyrediyorlar. Kentteki bütün diğer araçlar atacaları adımları onlara göre ayarlamak durumunda. Bunların yakınındayken her an her şey olabilir. Genelde diğer araçlar, bu dolmuşlarla aralarında en az 5-6 metrelik bir güvenlik mesafesi bırakmaktalar: serbestçe suda salınan seyyar mayınlar!

Saat 11:45 ile 13:30 arası, aynı zamanda minibüslerin kalkış yeri de olan kentin en kalabalık alanı Rimbaud Meydanından çevre arterlere bağlantı sağlayan Arta yolu kuralsız ve amansız bir yarışın başladığı ince uzun bir arenaya dönüşür. Saao Saao (bas gaza...) yarışa girişen Basgagab’ larla Humbuli ler beş kilometrelik son düzlükte ortalığı yanık yağ kokulu kömür karası bir dumana katarak varlarını yoklarını ortalığa döküyorlar. Yol kenarındaki sebze kamyonları, tırlar, hayatımda ilk kez gördüğüm Çinli Hintli uyduruk markadan devasa kamyonlar, eşek arabaları, develer, bu oyunun beklenmedik öldürücü bonusları. Herkes bu yolun hâlini iyi bildiği için, bir iki yabancı ve kelle koltukta ehliyetsiz görev yapan bizim gibi cengaverler dışında yarışın ortasına dalmaya cesaret eden pek olmuyor.     

Bu beyaz dolmuşlarda aracı şoför değil, Kurushboy (muavin) kullanıyor. Muavin paraları çoğu kez bir elinin parmak arasına otuz adet bozuk parayı yerleştirerek topluyor, yolcuları araca yerleştiriyor, kaldırımdaki olası müşterileri tetikliyor, araca binmiş olanları da eğlendiriyor ve en önemlisi aracı yönlendiriyor. Direksiyonu tutmak burada şoför olmak anlamına gelmiyor. Aracın beyni ve gözleri Kurushboy’larda bulunuyor. Direksyon başındakina aldığı emirlere göre gaza basmak ya da durmak kalıyor. Joji denince duruluyor, Hopopop denince araç tamamen stop ettiriliyor. Nerede, hangi durumda olunursa olunsun, emir bir kere yüksek yerden gelmiştir ve tartışmasız uygulanacaktır. Böyle olunca da yol ortasında, kavşağın en tehlikeli yerinde, sol şeritte, stop lambası, sinyal filan yanmadan araç birdenbire duruveriyor.     

İstanbul’da uzun süre yaşamış biri olarak dolmuş ve muavin muhabbetine çok yabancı olmasak da, bizleri burada en çok şaşırtan unsur, yerli halkın her koşulda bıkmadan usanmadan uyguladığı uzlaşma kültürü ve geleneği. Ne kadar önemli olursa olsun, mutlaka konuşarak ve müzakere ederek sorunun bir şekilde çözümü bulunuyor. Cinayetlerde bile karşı tarafa bir kan parası ödeniyor ve iş boyutlandırılmadan kapatılıyor. 

Anlayacağınız, mahkemelere ve avukatlara pek iş düşmüyor. Belki de sıcağın etkisiyle insanlar çok sakin ve kolay kolay sinirlenmiyor. Bu dingin barış ortamı doğal olarak trafiğe de yansıyor. Yoğun karmaşaya, ihlâllere, kazalara karşın bugüne kadar trafikte bir tane kavgaya tanık olmadım. İnsanlar karşılıklı gülümsüyor, camlardan eller çıkarılıp sallanıyor ve iş bir gülücükle ya da sallanan kafalarla tatlıya bağlanıveriyor. Aynı durumun onda biri bizim oralarda olsa, koltuk altı zuladan levyeler, sopalar hemen meydana çıkıp ortalık kısa sürede sahte delikanlılık edları eşliğinde savaş alanına dönüverir.  

Trafikteki beyaz adamlar yaşamın her alanında alışageldikleri önceliği trafikte bulamayınca biraz afallıyorlar. Mevcut ortama uyum sağlamada Dünya birincisi sayılabilecek oportünist Fransızlar (gerçi buradakiler pek safkan değiller, yani Fransa’nın içinden değil daha çok dışından, daha çok sömürge kökenliler) buranın trafiğine de –beceriksizce de olsa- ayak uydurmuş görünüyorlar. Amerikalılar ise ön cephe statüsü içerisinde olan üslerinden pek dışarıya çıkamadıkları için bu düzensizlikle çok çakışmıyorlar.  Biz bundan çok daha kötüsünü de görmenin rahatlığını yaşıyoruz. Daha önce antrenmanlı olmanın yanı sıra, buradaki en büyük avantajımız, pencereden salladıkları el kol hareketleriyle yüzümüze gülen suratlara, pencereyi açıp avazı çıktığı Türkçe ana avrat sövmek oluyor. Hani duymuş duymamış hiç umurumuzda değil. Yerliler bu tavrımız karşısında hayli şaşkına dönse de,  yaşadığımız koşullara da bir tür gönderme içerdiğinden, bu akıldışı karmaşada bir ölçüde rahatlamış oluyoruz. Hopopopp !  

(http://www.meteorhaber.com/content/view/507/)