Skip to main content

Kumdan kent San'a

 San’a’nın eski mahallelerinden biri olan Al-Zumur’un alt taraflarında, kahverengi kutu evlerin arasındaki Qashamab’ta küçük bir yeşillik vaha göze çarpıyor. Ülke topraklarının ancak yüzde biri yeşil alan olan bu kurak ülkede, mahalle aralarına gizlenen ve Qashamab adı verilen bu güzellik adalarında  bir karış bereketli toprak üstünde yetişen maydanoz, sarımsak, rezene, nane, marul, dev beyaz turplar, fesleğenler, turuncu tarla nergisleri; ayva, incir ve karadut ağaçları arasında sıralanmış duruyorlar.

Küçük çocukların dadandığı bu bölgeler şehir içerisindeki akıl almaz güzellikteki toprak rengi üzerinde beyazla bezenmiş evlerin mimarisi ile çok güzel bir kontrast oluşturuyorlar.  

Arap Yarımadasında yaşayanlar atalarının Yemen’den geldiğine inanırlar. Hz.Nuh’un oğlu Sam’ın ırkından geldikleri ve San’a adının da buradan türediği söylenmektedir. 1517’de Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesi ve Memlüklülerin yönetimine son vermesiyle birlikte bu bölgeler de Osmanlı egemenliğine geçmiş.  401 yıl süren yönetimleri sonrasında Osmanlılar Yemen’i savaş kaybederek değil, 1918’de imzalanan Mondros Antlaşması sonucu kaybetmişler.

Özellikle dağlık bölgelerde bir tür gerilla savaşı sürdüren Zeydilere karşı verilen mücadele boyunca ve özellikle bölgenin aşırı sarı sıcak iklimi, kuraklık, mikroplu sular ve hastalıklar nedeniyle bu çorak topraklarda 300 binden fazla şehit verilmiştir (büyük Dayım da bunların arasında). Osmanlı orduları gemilerle denizden Hudeyde Limanına, buradan da karadan yürüyerek ya da deve sırtında Manaha üzerinden San’a’ya intikal ediyorlarmış. En çok kaybımız da bu tehlikeli ve zorlu intikal sırasında verilmekteymiş. 1918’den sonra İngilizler ülkenin güneyini uzun bir süre yönetmişler ve her zamanki gibi halka sefaletten başka hiçbir vermemişler. Uzun yıllar süren kuzey-güney çatışması da ülkenin çok kan kaybetmesine yol açmış.     

1918’den sonra birçok üst düzey subay ve er anayurda geri dönmeyip Yemen’de kalmayı tercih etmişler. İmam Yahya yönetiminde, son Osmanlı Yemen Valisi Mahmud Nedim Paşa San’a Valisi olarak, Ragıp Paşa ise Yemen Dışişleri Bakanı olarak atanarak görevlerini sürdürmüş.

 

Bugün 15 binden fazla Türk kökenli kişinin bu topraklarda yaşadığı belirtilmektedir. Ülkede  Ethemoğulları Köyü ve Bir-ül Azep Mahallesi gibi Türklerin çoğunlukta olduğu bölgeler bulunmaktadır. Bu ülkede havalimanındaki polislerden başlayarak çok yaygın bir Türk hayranlığı söz konusu. Hiçbir ülke vatandaşına gösterilmeyen kolaylık, yakınlık ve ilgi Osmanlıların torunlarına gösteriliyor. Uzak akrabaları gelmiş gibi davranıyorlar bize. Kiminle konuşsam Türk olduğumu öğrenince geçmişindeki Osmanlı izinden övünerek söz etmeye başlıyor.

 

San’a’nın eski mahallelerinde masallar ülkesine giriveriyor insan. Pencere çevreleri ve cepheleri beyaz renklerle bezenmiş bu mucizevi toprak kuleler arasından, elinde kovasıyla aniden bir dev çıkacakmış gibi geliyor insana. Şehrin gürültülü ve düzensiz araç trafiği, Kat’ların (burada Araplar gat diyorlar) sarıldığı mavi, pembe, beyaz plastik poşetlerin uçuştuğu sokaklar bu ilginç binaların gölgesinde kalıveriyor.

 

Milattan önce 3000 yılında Saba Melikesi Belkıs bu bölgelerde yaşamış ve sarayının kalıntıları San’a'ya 158 km uzaklıkta yer almaktadır. Şehirde Osmanlı döneminden kalma birçok eser yer almaktadır. Osmanlı Kalesi, Bekiriye Camii, Talha Camii, Camii Kebir bunların başlıcalarıdır. Eski kentin sur içi bölgesi UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınmıştır. Milli Müze ve Askeri Müze yine eski Osmanlı askeri karargâh binaları içerisinde yer almaktadır ve buralarda geçmişten kalma birçok silah sergilenmektedir. Askeri Müze’de İmam Yahya’nın mezarından başka Osmanlı Armalı sembolik bir Türk Şehitliği de bulunmaktadır.

 

Yemen’de, Cibuti, Etiyopya ve Somali’de olduğu gibi burada da çok yaygın kat (gat) kullanımı söz konusudur. Bu nedenle aynı Cibuti’deki gibi öğlen saatlerinden itibaren hayat geçici bir uykuya dalmaktadır. Öğleden sonraları ayakta kalıp işini sürdürmek zorunda olanlar ise kıpkırmızı gözlerle anlamsız anlamsız çevrelerine bakıp dolanmaktadırlar. Bir çeşit dekoratif kama olan Cembiye’lerini kuşanmış yerliler, kat saatinde dahi olsa bu keskin bıçaklarını kullanma yoluna pek gitmiyorlar. Sıcak iklimin de itkisiyle Afrika tarzı bir uzlaşma kültürü burada da yerleşmiş görünüyor. Kentin dışında kırsal kesimlerde ise hemen hemen herkesin elinde bir kaleşnikof bulunuyor.

 

Biniş işlemlerini tamamlayan memur, ay yıldızlı pasaportumu görünce beyaz tenli batılıların şaşkın bakışları altında eğilerek saygıyla elimi sıkıyor. Havaalanından günübirlik bir kaçışla değil de daha uzun süreli bir seyahatte atalarımın –çok da gerekmediği halde- yaşamlarını yitirdiği bu dağlık coğrafyada, özellikle kırsal alanda, yamaçlarındaki düzenli sekilerde kahve yetiştiriciliği yapılan açık kahverengi dağlarda gezinmek üzere buraya geri gelmenin yolunu bulmam gerekecek.